Cemi̇l Ertem ve Meral Akşener’e Sorular

Cumhurbaşkanı baş danışmanı Cemil Ertem; Milliyet’teki bir yazısında, ekonominin siyasetin temel unsuru olduğuna işaret ediyor.

Haklı olarak da; “merkez partisi” söylemleriyle yola çıkmak üzere olan, yeni siyasi oluşumların acemiliğini ortaya koyuyor. Bir nevi uyarıyor. Tabi; bu yollardan bir zamanlar biz de geçtik, biz o krediyi tükettik gibi de anlaşılabilir bu… Yine de; iyi niyetli bir eleştiri olarak görüyorum.

Ekonominin, siyasetin vazgeçilmez bir unsuru olduğu kesindir. Siyasetin bu günlerine dek toplum bundan pek haberdar olamadı. Ne zaman ki; ülkenin zengin sınıfında bir revizyona gidilir oldu, durum daha net açığa çıktı. Evet; ekonomi, siyasetin esasıdır. Ya da; siyaset, ekonomi ve iktisatın güdümleyicisi, yardımcısıdır. Çünkü; siyaseti ekonomik şartlar içerisinde dizayn edersiniz. Düzenlersiniz, sürdürülebilir kılmaya çalışırsınız. En azından Batı’yı model alan Türk Siyaseti böyle bir karakter sergiledi hep.

Sayın Ertem yazısında ekonomik olarak orta sınıfın güçlendirildiğinden bahsederken; bir yandan da, köhneleşen mevcut borca dayalı iktisadi anlayışın savunulmaması gerekliliğini dile getiriyor. O halde; sayın Ertem’in alternatif bir ekonomi modeline sahip olup olmadığını öğrenmek Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi-politik bekası açısından önemlidir.

Borçlanma üzerine kurgulanmış mevcut iktisadi yapının, Yap-İşlet-Devret yaklaşımları ile zenginleşen azınlığın devraldığı elit tabaka ve çevresinde oluşan orta sınıf potansiyeli, vaktiyle şikayetçi olunan mutlu azınlık ve çevresel çıkar gruplarının refah seviyesini aşağı yönlü çekmiştir. Böylelikle; yeni meydana gelen orta ve üst sınıf ile paralelleşen eski elit tabakanın gerileyerek birlikte oluşturduğu geniş ve güçlü bir orta sınıf algısı oluşmuştur. Bu yanılsama, ekonomi-politik duruşun amacından ziyade geçici sonucudur ve bugün artık böyle geniş bir yapı kalmamıştır.

KOBİ’lere verilen faizsiz destek kredileri, devlet tarafından, kredi kullanan kullanmayan toplumun tümünden vergi harç vs olarak tahsil edilmesi tükeniş sürecindeki orta sınıfı ayakta tutma yöntemi olarak kullanılmamalıdır. Siz borcu kime verdiyseniz, verdiğiniz kimseden geri istemelisiniz.

Öyle ya;  benim aldığım borcun ana para ve faizini, siz neden ödeyeceksiniz ki?  Buradaki hak karmaşası ekonomi-politiğe kurban edilmemeli, aynı zamanda da giderilmelidir.

Yap-işlet-devret modelini eleştiriyor ve Başbakanlığı döneminde, Sayın Cumhurbaşkanımız karşı çıkmıştı diyorsunuz. Ancak orta sınıfın güçlendirildiğini iddia ettiğiniz konuda Sayın Erdoğan’ın başarısı olarak yorumluyorsunuz. (?)

Birkaç soru da; merkezde yeni oluşum çabalarına giren Sayın Meral Akşener’e;

  • Evet, Sayın Ertem haklı. Siz hangi ekonomi ve siyasi argumanla yola çıkacaksınız?
  • Toplum; bu, borç sarmalından nasıl kurtulacak?
  • Sizler parlamentoda Merkez Bankası’na vermiş olduğunuz para basma yetkisini tekrar geri alabilecek misiniz?
  • Ya da mevcut yönetime KHK ile böyle bir talebiniz olduğunu şimdiden söyleyebilecek misiniz?
  • Ne için iktidar istiyorsunuz? Mevcudun üzerinde farklı ne yapacaksınız?
  • Borca Dayalı bu iktisadi anlayışa devam ederek, gelecek nesillere ödetilecek, yeni borçlar mı vaad edeceksiniz?

Yoksa; siz de, kendi elit ve orta sınıflarınızı oluştururken, önceki iktidarların kalkındırdığı elitlerin ekonomik olarak gerilemesi ve orta sınıfın direnmesinin  yanında, doğal olarak genişleyen kompleks bir orta sınıfla mı övüneceksiniz?

Sadık USLU

Bir Cevap Yazın