Dedenin borcunu ödeyecek olan torunlar

Dedenin borcunu ödeyecek olan torunlar

18 Temmuz 2020 0 Yazar: Yunus Ekşi

Osmanlı’nın çöküşünde en önemli faktörlerden biri olan Avrupa ile ticari ilişkilerdir.

Avrupa kapitülasyonları Osmanlı’dan aldıktan sonra en önemli ciddi adımını, Osmanlı’ya Tanzimat fermanının imzalatmak ile başarmıştır.

Osmanlı’nın dağılma sürecinin ticari hukuk altyapısı oluşturulduktan sonra Osmanlı topraklarında kazanılmış ticari üstünlük dış ticaret açığı Osmanlı ekonomisini sürekli daraltmıştır. Altınların bu vesile ile yurtdışına gitmesi iç piyasadaki ticaretin gerçekleşmesi için de daralmaya sebebiyet verdi.

Böylece altın üzerinden tağşiş yapılarak paranın değeri ile oynandı. Ekonomik olumsuz sonuçlara daha çok katkı yapan bu yaklaşım sonrasında daralma ve borçlanma Osmanlı’da birlikte görülmeye başlandı.

Artık Osmanlı çöküş süreci başlamıştır. Kırım savaşı ile ilk ciddi borçlanma bugünün liberal ekonomi anlayışı olarak Avrupa’dan Osmanlı’ya dağıtılarak uygulandı.

Artık borç sarmalına girilmiş Osmanlı sorunları çözmede sürekli borç alarak 1881’e kadar gelmişti. Böylesine kısa bir zaman içerisinde borçlar ödenemez hale geldi. Osmanlı topladığı vergileri alacaklıları için terk etmeye başladı. Bunun içinde borç veren banker ve bankalar Düyûn-ı Umûmiye’yi kurarak alacaklarını tahsil etmeye çalıştı.

Osmanlı’nın çöküşü ekonomik olarak borç sarmalı ile başlamıştı. Bu öyle etkili olmuştur ki yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın borçlarını 1954’e kadar ödemeye devam etmiştir.

Ancak ne ilginçtir ki Türkiye çok partili sisteme geçme çalışmalarına başladığında, tam iktisadi bağımsızlığa kavuşmak için; 1947’de bitmek üzere olan genç Cumhuriyetin borçları, yeniden sürdürülmesi için, 200 milyon Amerikan doları Türkiye borç alarak borçlanılmıştır.

Siyasal ilişkilerde Sovyetler Birliği korkusunun hakim kılınarak NATO’ya girilmesi, Türkiye’nin içerisinde siyaseti belirleyici temel bir unsur olmuştur. Siyasilerin ekonomik politikaları 1947’den günümüze kadar liberal faize dayalı borçlanma politikaları uygulamasıdır.

Bu politikalar adeta belirlenmiş zaman dilimleri ile dönem dönem krizler oluşturmuştur. Bu krizden istenilen siyasi değişim için bir hareket noktası olarak belirlenmiş yeni siyasi oluşumlar iş başına getirilmiştir.

Liberal ekonomik borç politikaları, 24 Ocak 1980’den itibaren, küresel elitin istediği politikalara çok daha net bir şekilde geçmiştir. Özellikle bir algı operasyonu olarak kamu iktisadi teşekkülleri devletin sırtında bir yük olarak lanse edilmesi, modern kapitülasyonlar diyebileceğimiz özelleştirmelere zemin açmıştır.

“Sat kurtul” anlayışı yine borç modeli ekonomik anlayışın temel uygulamalarından biri olmuştur. Bu konuda Turgut Özal’ın köprü ile ilgili yapılan bir özelleştirme tartışmasında köprüyü “bal gibi satarım” ifadesi de zihinlerde hala iz olarak durur.

24 Ocak kararları liberal ekonomik politikaların her geçen gün derinlik kazandırılarak günümüze kadar süregelmiştir. 

Ekonomik kalkınmanın adeta sadece ihraç üstünlüğü ile mümkün olduğu anlayış üzerinden, sürekli borçlanmanın finansmanı da ihracat üzerinden yapılmak istenmiştir. 

Oysa üretim gücünün paraya getireceği güç ile milli paranın güçlü yönü ile ticaretin yapılması ihracat üstünlüğünü doğal olarak getirecekti.

Ancak bir sorun daha vardı oda milli para sorunu idi. Kullandığımız paranın millilik özelliği yoktu. Maalesef bu sorun hala devam etmektedir. 

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi parası yoktur.

Parasal bir bağımsızlığı olmadığı için, dayatılan liberal faizci politikalarla, devlet sürekli borçlandırılmaktadır. Bu ağır borç yükü vergi olarak millete yansıtılmaktadır.

Özel bir şirketin parası olan Türk lirası, küresel elit güçlerin belirlediği politikalara bağımlı bir para üretim modeli ile işlemektedir. Bu model borca dayalı para sistemidir. Yani paranın borç olarak üretilmesidir. Devlet ve toplum paraya borç olarak ulaşıyor, sürekli borçlanıyor, böylece sürekli faiz vermek zorunda kalıyordu.

Bir ülkenin temel bağımsızlık ilkelerinden bir tanesi iktisadi bağımsızlığıdır. İktisadi bağımsızlık için de parasal bağımsızlık şarttır. İktisadi bağımsızlığını kaybetmiş olan bir ülkenin önce halkının fakirleşmesi kaçınılmazdır. Sonra o ülkenin halkının farklı kesimler üzerinden birbirine düşürülmesi, sosyal sorunların artmasına neden olacaktır. Nihayetinde ülkenin ekonomik sorunların oluşmasına neden olan liberal ekonomik politikalardır.

Türkiye’nin borç sarmalından kurtulması gerekir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için öncelikle tatbik edilen para kredi sistemi modelinin değiştirilmesi şarttır.

Bütün mal ve hizmetleri kontrol eden, bütün insanları ve devleti borçlandıran bir yapı değişmediği sürece, kesinlikle ülkenin kalkınması adil bir milli gelir yapısının tabana yayılması mümkün olmayacaktır.

Selam ve dua ile..

Yunus EKŞİ