Ekonomik istiklal savaşı!

Ekonomik istiklal savaşı!

21 Nisan 2020 0 Yazar: Mete Gündoğan

Dünya, geçmişte eşi görülmemiş bir şekilde, korona pandemisi ile mücadele ediyor. 185 ülkede yaklaşık 2 milyona yakın Kovid-19 tanısı konulmuş durumda.

İnsanlar evlere kapandı ve üretim minimum noktasına doğru inişte. On trilyonlarca dolarlık bir zarar söz konusu. On milyonlarca insan işini kaybediyor.

Ülkemizde de yüz milyarlarca liralık kayıplar söz konusu olacaktır. 2020 yılı bütçesinde GSYH, yüzde 5 büyüme öngörüsü ile 4,872 milyar lira olarak hesaplanmıştı.

Bırakın büyüme öngörüsünü, yüzde 15 daralma olması durumunda bile yaklaşık kayıp GSYH’nın yüzde 20’si kadar olacaktır. Bu da günlük yaklaşık 2,7 milyar liralık kayıp demektir. Dolayısıyla pandeminin uzun dönemli etkilerini göz önünde bulundurduğumuzda, açıklanan 100 milyar liralık destek paketinin yeterli olmayacağı açıkça görülecektir.

Lakin olayları çözümlemek için çok daha farklı bir bakış açısı ortaya koymak gerekiyor. Her türlü kalıbın dışına taşan bir bakış açısına ihtiyaç var. Çünkü günümüze kadar gelen ekonomi anlayışına göre oluşmuş her türlü kalıp aşılmış veya aşındırılmış durumdadır.

Örneğin, etkilenen kesimleri ana hatları ile ortaya koyalım.

Genel talep etkilenmiş durumdadır. Hem ihraç mallarına olan talepte hem de iç talepte büyük bir daralma ortaya çıkacaktır. Aynı zamanda, arz da etkilenmiş durumdadır. Üretim büyük bir darbe almıştır. Talebin düşmesi, birçok mal ve hizmetin üretimini ekonomik olmaktan çıkaracaktır. Zaten kâr marjları çok dar idi. Böyle bir durumda birçok sektör kârlı olmaktan çıkacaktır. Kârlı olmayan bir şeyin üretimi de mümkün olmayacaktır. Tabi bu işlevler, mal ve hizmet üretimi tarafıyla ilgili olan işlevlerdir.

Bunlara paralel olarak finans sektörü işlevleri de daralacaktır.

Üretim, kendisini destekleyecek bir finans sistemini yanı başında bulamayacaktır. Çünkü öyle bir finans sistemi kısa zamanda oluşmayacaktır. Bütün bunların yan ısıra, iş gücünde de azalma olacaktır. İşsizliğin artması sosyal ve siyasi problemleri de beraberinde büyütecektir. Şimdi önümüzde oluşan veya oluşmakta olan tablo budur. Peki, bundan sonra yapılması gereken nedir? 

Bundan sonra yapılması gereken ilk iş, ekonominin hangi güçle eski haline getirilebileceğinin sorgulanmasıdır. Bu sorgulama klasik bir Ortodoks ekonomi sorgulaması değil, felsefi derinliği olan bir değer sayım (paradigma) sorgulaması olmalıdır. Çünkü klasik ekonomi yaklaşımının bizi yönlendireceği istikamet bellidir. O da borçlanmaktır. Borçlanarak piyasaya para dağıtıp, ekonominin kendisini toparlamasını beklerseniz, çok beklersiniz. Çünkü böyle bir şey olmayacaktır. Yazın yapacağınız bir düzenlemeyi kışın yaparsanız dona kalırsınız. Bunun için farklı bir şey yapmanız gerekir.

Şimdi bütüne tekrar bakalım. Pandemi herkesi vurdu ve herkes kendi canının derdinde. Kimsede gerçek para yok. Her yerde itibari paralar geçerli. Ancak kimsenin itibarı da kalmadı. Kovid-19 bütün itibarları zedeledi. Bazılarını yerle bir etti. 

Böyle bir durumda borç almak veya borç aramak ne demektir? 

Böyle bir durumda borç almak demek, itibarı beş para etmez birilerinden gidip itibar satın alarak, o itibarları referans olarak kullanıp kendi itibarınızı oluşturmak demektir. Öz itibarsızlığı benimsemek sizin bileceğiniz bir iş. Ama bu yazdığımız cümleyi okuyun da size mantıklı gelip gelmediğini bir düşünün. Mantıksız bir şey yapmayın. İtibarsız adamlardan itibar satın almaya kalkmayın.

Peki, ne yapılabilir?

Öncelikle şunu bilmek gerekiyor. Örgütlü güç en büyük güçtür. Bir ülkenin en büyük örgütü, devlet örgütüdür. Devletin doğrudan doğruya, belli bir süreliğine de olsa, piyasaya girmesi gerekir. Bunu, makro planlama olarak düşünebilirsiniz. Eskiden ülkemizde Devlet Planlama Teşkilatı vardı. Okul gibiydi ve birçok devlet adamının yetişmesine vesile oldu. Orada beş yıllık kalkınma planları yapılır ve uygulamalar çok yakından takip edilirdi.

İşte şimdi benzer bir devlet teşkilatına ihtiyaç vardır. Mevcut Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi’nde bunu yapmak da oldukça kolaydır. Yirmi beş yıllık bir kalkınma planı yaparak, işleri eski haline gelinceye kadar takip edecek bir devlet gücü oluşturmak gerekiyor. Periyodik olarak bu süreyi üç aylık dilimlere kadar indirgeyip takip edebilecek bir güçten bahsediyorum.

Her alanda dengeli bir kalkınmadan bahsediyorum. 

Aynı zamanda, böyle bir devlet gücünün inisiyatifine itibari para üretiminin de teslim edilmesi gerekir. Bunun için de Irving Fischer’in reel ekonomide temel denge modeli ile işe başlanılabilir.

Nedir temel denge?

Piyasada ne kadar mal ve hizmet olacaksa, onu tedavül ettirecek kadar paranın varlığını temin edecek şeffaf bir model. Bu şekilde yeni bir bakış açısıyla oluşturulacak bir kalkınma seferberliği, ‘Ekonomik İstiklal Savaşı’ şeklinde cereyan etmeli ve yönetilmelidir. Zaman içerisinde sistem oturdukça, devletin organize gücü yerini özel sektör gücüne bırakarak tedrici olarak geri çekilmelidir.

Devlet gücü, düzenleyici ve denetleyici güç olarak kalmalıdır.

Tabi ana hatları ile ifade ettiğimiz bu farklı yaklaşımın detayda birçok iş ve işlevi içerdiğini söylememe gerek bile yoktur. Ancak bu şekilde oluşturulacak bir milli kalkınma seferberliği ile önümüzdeki ekonomik ve sosyal sıkıntılardan kısa zamanda çıkabiliriz. Bizim milletimiz, devleti ile birlikte hareket etmeyi sever. Devletinin etrafında çok çabuk ve kolay bir şekilde organize olur. İşte bu organize güç, sahip olduğumuz en büyük avantajımızdır. Bunu kullanarak yepyeni bir dünya oluşturabiliriz.

Kimsenin sistem dışında kalmadığı veya sistem dışına itilmediği bir dünya.

Şu anda, işte böyle bir mücadeleye ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç, öyle gözüküyor ki, gün geçtikçe bir zorunluluk haline dönüşecektir. Pandemi sonrasının henüz tam olarak ne olacağını kestiremiyoruz. Pandemi ile mücadele bir muharebe ise, ekonomik istiklal bir savaştır. Muharebeyi kazanmamız, savaşı kazanacağımız anlamına gelmez. Hatta bazen, muharebeyi kaybedenler bile savaşı kazanabilirler. Tarihte örnekleri çoktur.

Neticede bilmemiz gereken en önemli şey, sahip olduğumuz teşkilat gücü her türlü problemin üstesinden gelebileceğimizin teminatıdır.

Siz de emin olun lütfen. 
Çünkü her zorlukta birçok kolaylıklar vardır. Lakin bulmasını bilene!

Vesselam…
Prof. Dr. Mete Gündoğan