Elektrik kesintileri yaşanabilir mi?

Bilim ve teknolojinin gelişmesi, enerjiye dayalı tüketim mallarının artmasına neden oldu.

Çamaşır, bulaşık, hesap işleri, yazı, düzenleme, dizayn, eğitim, öğretim, ısınma, serinleme gibi ihtiyaçların tamamı makine ve bilgisayarlar üzerinden yapılır oldu. Makineleşme, insanın kendi enerjisiyle ya da basit düzeneklerle sağladığı birçok aksiyonu farklı enerjiler üzerinden gerçekleştirme imkanını doğurdu. Elektrik, rüzgar, su, güneş, doğalgaz, bor, petrol, kömür, linyit günümüze değin kullanılan enerji kaynaklarıdır. Bu kaynakların en başında elektrik enerjisi gelir. Dünyanın büyük bölümü elektrik enerjisi üzerine kurulu bir medeniyeti yaşıyor. Afrika’nın orta ve güney kısımlarının büyük bölümü hariç, Dünya elektrik enerjisi üzerine kurulu bir medeniyete bağlıdır.

Onlarca yıldır, Afrika ve Mezopotamya (Ortadoğu) bölgelerinde dünyanın süper güçlerinin darbeler ve terör eylemleri üzerinden enerjinin kontrolü için savaştıklarını gözlemliyoruz. Körfez Savaşından, Arap Baharı adı altında sergilenen darbe silsilelerine kadar ve son olarak da Suriye iç savaşının bu paylaşım ve kontrolün sağlanması için yapıldığını bilmeyenimiz kalmadı artık.  

Kasım 2017’de Elon Mask, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmişti. Ziyaretle ilgili Cumhurbaşkanlığı’nca yapılan açıklamada; sürdürülebilir enerji, 5A – 5B uydularının uzaya fırlatılmasının yanı sıra elektrikli araç konularının görüşüldüğü bildirilmişti. Yaklaşık 4 yıl önce yapılmış bir görüşme ve o zaman pek anlaşılmayan sürdürülebilir enerji ifadesi, günümüzde daha bir anlamlı hale geliyor.

Nedir bu sürdürülebilir enerji?

Geçmişten bugüne sürdürülebilirlik ifadesinin, genellikle borç kavramıyla birlikte kullanıldığını duyardık. Çünkü; hükümetlerin hedefi, sürdürülebilir borç kaynaklarına ulaşabilmek olmuştu hep. Küresel finans sisteminden sürekli borç alabiliyorsanız, kredibiliteniz var demektir. O zaman sizden iyisi yoktur. En makbul hükümet de, en güçlü devlet de sizsinizdir artık. Oysa; bu borçların geri dönüşleri olacağı gibi, artı faizleri de ödenmek zorundadır. Bir avuç insan, bütün dünyayı haraca bağlamıştır.  

Gel gelelim, artık sürdürülebilir enerji de konuşulmaya başladı. Bugün itibariyle enerji kaynakları konusunda muhtemel bir yetersizlik durumu söz konusudur. Konuya dair zaman zaman komplo teorileriyle dünyaya yeni korkular da pompalanıyor. Henüz, koronavirüs korkusu yeterince doyuma ulaşmadan, çoktan farklı korku arayışlarına girilmişti. Ancak; bu gereklilik mi, yoksa keyfi bir durum mu? Onu da zaman gösterecek.

Kripto Paralar, neden yüksek miktarlarda elektrik tüketiyor?

Son zamanlar, değerinin suni bir şekilde, sürekli arttırılması ile yeni neslin gündemini işgal eden bir kripto para gerçeği var. İnternet sayfalarında, genç genç zenginlerin hayallerini gerçekleştirdiği hikaye ve görsellerini içeren bir para türevi. Yepyeni bir fenomen. Coinler, insanlara sürekli artan yüksek değeriyle birlikte, onlara zengin bir yaşam sunma iddiasındalar.

Kurgu, kripto paraya algoritmalar marifetiyle oldukça yüksek değerler atfediyor. Cazipleştiriyor. Bir yandan da müthiş bir elektrik tüketimini cari kılıyor. 2020 yılı itibariyle 121,05 terawatt saat elektrik tüketimine neden olmuş bir yazılım ve teknolojik alt yapıyı, insanlığa mecbur kılıyor. Arjantin ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin elektrik enerjisi tüketiminden daha fazla bir tüketim bu. Türkiye’nin 2020 yılında tükettiği elektriğin %40’ı seviyesinde. Dünyanın ise toplam tüketiminin % 0,56’sına tekabül ediyor.

Sistem işleyiş bakımından kripto para elektrik tüketimini, paranın üretim maliyeti olarak değerlendiriyor. Kripto para değeri oluşurken, elektrik sarfiyatının üzerine bir miktar da kar eklenerek paranın fiyatı belirleniyor. Algoritmaların zorlaşması ve madencilerin çok ileri düzey makinalarının yüksek performansla çalışması, elektrik tüketimini devasa boyutlara ulaştırıyor. Kripto paralarda, her 4 yılda bir elektrik tüketimi, ikiye katlanır. Yani, icatçı gurubun geliştirdiği algoritmalar iki kat zorlaştırılmış olur.

Böylece enerji tüketimi iki kat artıyor, madencilerin bilgisayarları algoritmaları çözme konusunda iki kat daha zorlanıyor, buna karşın sistemin verdiği ödül para ise yarı yarıya düşüyor.

Dolayısıyla; ilk kripto paranın geçen yıl 121,05 terawatt saat olan elektrik sarfiyatı, 2024 yılı itibariyle iki katına çıkmış olacak. 2028 yılından itibaren ise tüketim dört kat daha artacak. Bu artış her 4 yılda bir katlanarak devam etmektedir. 

Afrika Kıtası’nda elektrik alt yapısı kurma gündemi

Finans sisteminin tamamen kripto paralara evrilmesi durumunda, gündemimize ciddi zorunluluklar taşınabilir. Koronavirüs sürecinin ilk aylarında IMF’nin Afrika ülkelerine yönelik bahsedilen yardım paketini hatırlayalım. Afrika kıtasının orta ve güneyindeki ülkeler başta olmak üzere tüm kıtanın elektriğe kavuşturulması ve her aileden iki çocuğa çip takılma şartı karşılığında bu desteğin verileceği yönünde iddialar ortaya atılmıştı. Konuyla ilgili bir çok yazar ve araştırmacının ifadeleri, internette yapılacak basit bir taramayla görülebilir durumdadır.

Yukarı doğru genişleyen kripto para değer paradoksu, zamanla mal ve hizmet piyasalarındaki enerji maliyetlerini yükseltecektir. Zira; fosil yakıtların kullanımının hızla terkedildiğini görüyoruz. Elektrikli araçlar yollara çıktı artık. Özellikle; toplu taşıma araçları bu yönde hızla dönüşüyor. Elektrikli araçların zamanla trafikteki varlığını daha belirgin olarak fark edeceğiz. Malum, yerli elektrikli otomobillerimiz de birkaç yıl sonra yollarda olacak, diyoruz. Anlayacağınız, elektrik enerjisinin genel tüketiminde ciddi artışlar olması bekleniyor. Alternatif enerji sistemlerinin geliştirilmesi, inşa edilmesi büyük bir gerekliliktir. Bu riskle ilgili herhangi bir tedbir alınmaması durumunda, genel elektrik arzı tüm dünyada yetersiz kalabilir. Muhtemel enerji kesintileri de yaşanabilir.

Enerji tüketim furyası bu projeksiyonda devam eder ve karşılığında daha üst bir teknikte enerji üretimi gerçekleştirilemezse; İleriye yönelik, ciddi tehditlerle karşılaşabiliriz.

Genel elektrik arzının yetmemesi durumunda, mal ve hizmet sektörü üretimlerini kısıtlayabileceği gibi, tamamen durdurmaları da söz konusu olabilir. Bu ihtimal kıtlık sürecini ve sentetik ürünlerin meşruiyetini hızlandırır. Bu kez, mevcuttan daha niteliksiz GDO’lu gıdaların, yapay etlerin üretim ve tüketiminin kanunen zorunlu hale getirilme sürecinin de önü açılabilir.

Bu gibi sıkıntıların yaşanmaması duasıyla, israftan kaçınmalı, bu tür ifsadı körükleyecek kurgulara prim verilmemeli, iktisaden hayırlı ve faydalı adımlar atılmalıdır.

Sadık Uslu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir