İslami açıdan “blockchain sistemi” analizi (1)

İslami açıdan “blockchain sistemi” analizi (1)

17 Haziran 2020 0 Yazar: Sadık Uslu

Blok zinciri (Blockchain) sistemi, kayıt teknolojilerinin geldiği son noktadır. 

Bunu en ilkel manada şöyle düşünebiliriz.  Sistemin sürdürülebilirliğini, bir defterin ardışık sayfalar üzere seyrettiği gibi ele alırsak; her blok bir sayfayı temsil eder nitelikte olup, her sayfanın da belli kapasitede, kayıt alabileceği malumdur. Her bir sayfanın kayıt işleme kapasitelerinin oldukça doğal  ve gerçekçi olduğu açıktır. Örneğin; her bir sayfa, bir günlük kayıt bloğunu oluşturur, diyebiliriz. Bu, bir günlük kayıt işlemine yevmiye kaydı da denilebilir. Evet, yevmiye. Bu kavram, temelde çalışanın bir günlük rızkını (helal alın terini) temsil eder. Muhasebe sistemlerine yerleşmesi de bu anlayışın icabıdır.

Kavram üzerinden gidersek; yevmiye kayıtları için ilk zamanlar herhangi bir kayıt, yedekleme, kopyalama gereği hissedilmemiştir. İnsanların, henüz akit ve sözleşmeye dayalı kültürleri; adı üstünde “sözleri” mahalli anlamda bir değer/erdem ifadesiydi. Bu anlamda “söz” çok değerli görülmüştür. Söz; yemin gibi anılmış, yeminle, eşdeğer olmuştur. Yapılamayacak işler için sözler verilmemiş, uygun görülmemiştir. Senet, çek, yazılı anlaşma gibi aracılara ihtiyaç duyulmamıştır. Çünkü; söz, itibar ve güven demekti. Şimdinin finans paradigması, ve günümüz zihniyetiyle kredibilite gibi de düşünebilirsiniz. Bu nedenle; bir çok alandaki faaliyetler, bu değer üzerinden karşılık buluyordu. Evlenme sürecinden, emanet anlayışına ve toplumu düzenleyici diğer kurallarda da bu haslette olan insanlar, erdemli insan olarak kabul görürdü.

Nitekim; Resulullah (SAV) henüz peygamber olmamışken, Kureyş kabilesi tarafından itibar gören, hanif bir insan olarak bilinirdi. Güven duyulur, anlaşmazlıkların çözümünde, hakem olması istenir ve hükmüne uyulurdu.

Hayatın henüz, tam olarak finansallaşmadığı zamanlar, insanlığın iktisadi açıdan rahat nefes aldığı zamanlardı. Başka; sıkıntılar, sorunlar elbette vardı. Teknoloji, iletişim, ulaşım gibi zamana bağlı gelişmeler günümüzdeki rahatlıkta değildi. Üretim faktörleri, mal ve hizmet arzları de aynı şekilde. Ancak; bahsi geçen kolaylıklara, fazlasıyla mukavemet gösteren, iktisaden, borca dayalı olarak üretilen para modelini yaşıyor, yaşatıyoruz. Günümüzde, tüm dünyanın kavrulduğu, bocaladığı, borç sarmalının, insanlığın hayatını tam kapasite kavradığını görüyoruz. Dolayısıyla; cari haldeki iktisadi sistemi, sürdürülebilir borç edinme anlayışından çıkarma zarureti vardır. Paranın arz ediliş biçimi zulüm üretmektedir. Köhnemiştir. Tüm dünyanın kayıt altına alınmasına ve finansal argüman şeklinde bir ifadeye dönüştürülmesine kodlanmıştır. Köylerin mahalleye, dağların madenlere, kıyıların limanlara, dönüşmesi bu ifadelendirmelerin uzantılarıdır.

Bu anlayış öncesi; köylerde, dağlarda, ovalarda akan pınarların boş yere aktığı düşünülmüyor, yaylalara beton dökülmüyor, bahçelere kazılan su kuyularına sayaç vurulmuyordu. Köylerin, köy; yaylaların yayla olduğu zamanlardı.

Rabbimizin, zerreden küreye birbiriyle çeliştirmediği, kaosa karşı düzensizliklerin düzeni şeklinde bir mekanizma ile dengeyle koruduğu, geometrik düzen; bu günlerde, finansal açıdan, tersinden okunmaya, okutulmaya çalışılıyor. Her bireyin; bir diğerine karşı kümülatif derecede ihbar edildiği bir dağıtık kayıt zincirlenme sürecinin, finans argümana devşirilme gayretinde olduğunu görüyoruz. Her bireyin otorite olarak kendini tatmin ettiği; aslında kimsenin otorite olarak görülmediği bir düzenek…

Adeta; herkesin müdür olduğu bir işyerinde, esasen müdürün olmaması gibi. Müdür, müdür müdür? Sorusunu akla getiren bir durum. Blockchain kayıt sistemi marifetiyle kripto para sistemlerinin geldiği durum da bu derece ironiktir.

Mana aleminin, bir parçası halindeki “sözün”, fıtren, samimiyet ve değer içeren halinin devam ettiği süreç zincirinden; aynı sözün, rızkın teminine yönelik hiç bir değer içermediği, her eylemin kayda dönüştüğü, her kaydın, ardışık diğer kayıtlara dahil edildiği, sürekli dışa doğru genişleyen bir “sonsuzluk paradoks” sistemi. Küçük balığın sürekli büyük balığı yutma dürtüsü içerisindeki doğrulama refleksi. Tabi, küçük olmak ön şartından hareketle, büyük olanı yutmak, sürekli doğrulama şartıysa; buradaki İblis’i masuma çıkarma çabası da göz ardı edilmemeli.

İblis dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım” (Araf – 16 )

Biz mübalağa etmiş olalım; ama, anlatımı güçlendirmek veya idraki arttırma adına, vahyin hıfzedilmesi gibi, doğruluk üzerine kurulu bir misyonun halifesi olan insan ve insanlık, fıtri değerlerine uygun hangi ilahi emri suiistimal edebilirdi ki? Ya da buna gerçekten gücü yetebilir miydi? Bu mümkün olabilir mi hiç?

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür” (Hud 112)

Okumak, insanın ”Emrolunduğu gibi dosdoğru” olmasıdır. Oysa; Muhasebe hilelerinin ataları diyebileceğimiz, borcu silme, üstüne kalem çekme, çocuk defteri yırttı, gibi eylemsellik ve tek yönlü avantajlar doğuracak ifadeler, genel ahlak zafiyetini, dolayısıyla, kripto paralara meze edilen blok zincir sistemlerinin acziyetini çoktan ilan etmişti. Bu yollarla varlık sahibi olanlar da iflas edenler de epeyce olmuştur, sanırım. En azından, geçmişten bildiklerimiz, büyüklerimizden duyduklarımız kadarıyla şerh koymuş olalım.

Sadık USLU