Korona pandemisinin üçlü testi

Korona pandemisinin üçlü testi

25 Mart 2020 0 Yazar: Mete Gündoğan

Korona pandemisi sadece sağlık sistemini ilgilendiren bir test değildir.

Eş zamanlı olarak üç alan daha testten geçiyor. Bunlar ekonomi, halklar ve hükümetlerdir. Maalesef bunların hepsinin de birbirine bağlı olarak bir şaşkınlık ve bocalama içerisinde olduğunu görüyoruz.

Belki de daha en kötüsünü görmedik. Çünkü her geçen gün çok sıkıntılı haberler alıyoruz. En kötüsü, felaket üzerine felaketler gelmesidir. Buna da hazır olun. Virüsün tıbbi kabiliyetlerinden ve insan sağlığı üzerindeki etkilerinden dolayı sentetik olduğu ifade ediliyor. Yani bir laboratuvarda üretilmiş.

Demek ki ortada böyle hasta bir zihniyet var. Dolayısıyla bunun üzerine birçok komplo teorisi üretimi de gayet doğaldır. Artık bunlara da alışmamız gerekiyor.

Öncelikle şunu biliyoruz. Bu virüsün henüz kesin bir tedavisi yok. Bir aşısı veya bir ilacı yok. Dünyanın hiçbir yerindeki sağlık sistemi de böyle bir vakaya hazır değil. Laboratuvar çalışmaları yapılıyor ancak kesin sonuç almak biraz zaman alacak. Tabi bu arada da bağışıklık sistemi zayıf olan on binlerce insanımızı yitireceğiz. Ne acı.

Sağlık ve sağlık sistemleri üzerine etkileri bir yana, görünen en önemli hasarı ekonomi ve finans üzerine oldu, oluyor ve daha da olacak gibi. Tabi böyle bir salgının ekonomiye etkisinin tam olarak ölçülebilmesi mümkün değildir. Ancak her şeye rağmen bazı kabullerle yapılan hesaplamalarda, pandeminin küresel ekonomiye maliyetinin on trilyonlarca dolar olabileceğini söyleyebiliriz. Asya, Amerika ve Avrupa’nın birlikte etkilenmesi, dünyanın çok büyük bir ekonomik resesyona gireceğinin teminatıdır.

Daha bu etkinin sosyal hayatımıza nasıl yansıyacağını bilemiyoruz. Ekonominin ne kadar etkilendiğini de tam olarak henüz hesap edemiyoruz, çünkü salgın henüz kontrol altına alınabilmiş değildir. Ülke bazında, bölge bazında ve küresel olarak neler yaşayacağız hep birlikte göreceğiz.

Sanırım şimdi ülkelerin kendi ekonomik yapılarını hemen test etme ve yeniden organize etme zamanıdır.

Bu zamana kadar, en ucuz nerede işleyebiliyorsak veya nerede üretebiliyorsak orada yatırım yaptık. Üretim ve tüketim yapılarımız darmadağınık. Doğrusu, bu pandemiye çok kötü bir pozisyonda yakalandık. Dolayısıyla şimdi en kötüsüne hazırlanarak en iyisini ümit etme zamanıdır.

Tabi, her şeye rağmen ümitvar olmak esastır. 

Halihazırda Çin, pandemiyi kontrol altına almış gözüküyor. Ancak ekonomisini çok çabuk toparlasa bile büyük ticari partnerlerinde durum henüz kontrol altında değil. Dünyanın başat ekonomileri Çin’in gelişmesine yardımcı olamayacaklardır. Yani Çin, satmaya veya almaya hazır olsa da en büyük ticari partnerleri ne satabilir ne de alabilir durumdadır.

Başta da belirttiğimiz gibi ekonominin yanı sıra halklar da önemli bir testten geçiyor. Bu bir bulaşıcı salgın ve bulaşma oranı çok yüksek. Virüs ne sınır tanıyor ne de kural. Böyle bir durumda salgının olduğu yerdeki insanların dışarı çıkmaması ve dışarıdaki insanların da salgın yerlerine gitmemesi gerekiyor. Ancak dinleyen kim!

Modern yaşam bize sürekli gezip tozmayı öğütledi. Turizm yani turlamak, gezmek ve dolaşmak önemli bir sektör olarak gösterildi. Özgürlük ve özgür olmak önemsetildi. Sabır, sebat ise hiçbir zaman modern yaşamın ajandasında olmadı. Hep dahası talep edildi. Hep dahası sunuldu. Şimdi ise kanaat, sabır, sebat, itaat, iyilik, iyi ahlak, iktisat zamanı.

Ama bunların değerini bilmeyen toplumlara bunları nasıl benimseteceksiniz?

Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da kısacası en modern olarak yansıtılan ve örnek gösterilen toplumlarda bu değerlerin çöpe atılmasının bedelini şimdi görüyoruz. Görüyorsunuz. Dilimizde ‘makarnaya hücum’ olarak ifade edilen bencilliğin tavan yapması halini, oralarda kat be kat fazlasıyla görüyorsunuz.

Dolayısıyla en önemli test şudur. Modern yaşam öğretileriyle yetişmiş büyük kitleleri evlerinde nasıl tutacaksınız?

Bu salgın biraz daha devam etsin, büyük halk isyanlarının çıkması kuvvetle muhtemeldir. Bunlar, modern yaşam tarzının yetiştirdiği halklar ve bu halklar böyle bir teste hazır değiller. Çin Vuhan’da karantina bittikten sonra binlerce çift, boşanma başvurusunda bulunmuş! Modern yaşamda, evde birlikte kalma kültürü yok! Farklı sorunlar çıkıyor ve çıkacak.

Büyük bir testten geçen üçüncü kitle de idarecilerdir. Hükümetlerdir.

Ekonomi ve finans sisteminin sarsıldığı ve halkların isyan noktasına geldiği yerlerde idarelerin geleneksel bir şekilde ayakta durması mümkün olmaz.

Şu anda idareciler sadece salgının gelişim raporunu veriyor. At yarışı spikeri gibiler. Olan biteni anlatıyorlar. Avrupa ve Amerika’daki devlet ve hükümet başkanlarının konuşmalarına bakın. Bir ümit raporu veya bir başarı hikayesi anlatımı yok!

Bu durum insanları daha da ümitsizliğe sevk ediyor. Bir müddet sonra sırasıyla idareler sorgulanmaya başlanacak!

Böyle bir durumda idarelerin geleneksel yönetim anlayışından ayrılıp kaos yönetimi anlayışına geçmeleri gerekecektir. Bu ise işleri daha da zorlaştıracaktır.

Zaten halihazırda birçok batı başkentinde askerler sokaklara inmiş durumdadır.

Demek ki idareler ne ile karşılaşacaklarını az çok tahmin edebiliyorlar. Ancak askerler kendi halklarına karşı ne yapabileceklerdir? Hep birlikte bu testleri de göreceğiz.

Ümitvar bir tablo çizmediğimin farkındayım. Ama en kötüsüne de hazır olmamız gerekir. Bu işin başlangıcını hatırlayın. Bir şehirdeki canlı hayvan pazarında çıkan küçük bir vaka olarak takdim edilmişti.

Şimdi evlerimizden dışarı çıkmaya korkuyoruz. Ümitvar olmamız için bir gerekçe lazım. O da şimdilik yok! Yine de her şeye rağmen hayatın devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede yapılacak en önemli iş, piyasada likiditenin var olmasını temin etmektir.

Diğer bir ifade ile piyasada temel mal ve hizmetlerin dolaşımının temin edilmesi gerekir.

Gıda, giyim, barınma, eğitim ve güvenlik en temel mal ve hizmetlerdendir. Bunların dolaşımını temin edecek araç da paradır.

Kısacası, yeteri kadar paranın piyasada var olması ve tedavül etmesi gerekir. Dolaşması gerekir.

Lakin para konusu çok farklı bir boyuta sürükleniyor. Sanki bu pandeminin ardındaki gerçek, paranın yeniden tasarımı imiş gibi hareket ediliyor.

Yoğun bir şekilde dijital ve sanal para baskısı var. Lakin bu hatta girmek, kızgın tavadan ateşe atlamak demektir.

Bu baskılara yenilirseniz, yağmurdan kaçarken doluya tutulursunuz.

Bu durum karşısında yapılacak en akıllı iş, mevcut itibari paraların yanı sıra, kıymetli madenler gibi mal paraların da tedavüle sokulmasıdır.

Bunları ödeme aracı olarak tanımlayıp mevzuata koymaktır. İtibari paralar ile mal paraları birlikte tedavül ettirecek matematiksel modeller üretmektir.

Aksi takdirde, böyle büyük bir sınama karşısında başarılı olmanız mümkün değildir.

Birileri yapsın biz de onlardan alır yaparız diye de beklemeyin. O birileri ne yapacaklarını bilmiyorlar. 

Onları örnek almak için bekleyeceğinize, zaman kaybetmeyin, siz örnek olun.

Vesselam…
Prof. Dr. Mete Gündoğan