Kri̇pto Para: Yeni̇ Nesi̇l Feodali̇zm

Mevcut iktisadi yapının yarınları ile ilgili, bu endişesiz gidişat, tarihi tekerrüre zorluyor.

Tarih; İlk ve Ortacağ Avrupası’nın yaşadığı siyasal ve ekonomik krizin akibetini, dünya egemenlerinin kulaklarına yeniden fısıldıyor. Zira; dönemin Roma İmparatorluğu, merkezin güvenliğini feodalizm sayesinde sağlayabilmişti.

“Hocam Bitcoin Madencisi olmak istiyorum. Ne dersiniz?”
“Yurt dışından bilmem kaç milyon Usd/Euro parayı, nasıl getiririm?”
“Altın alsam, parayı bankadan yatırsam…” vs.

Son bir yıldır, yukarıdaki türden sorularla muhatap oluyorum.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, reel paradan,’neredeyse, tamamen uzaklaştık’, diyebiliriz. Pos cihazı, kredi kartı, sanal kart, mail-order, Paipal gibi elektronik ve interaktif çözüm yollarının, “Sanal Para Sistemleri”ne olan eğilimi daha da desteklediğini görüyoruz.
Bu eğilim/arayış, an itibariyle, onbinlerce zihni meşgul ediyor. Genç girişimciler, “Sanal Para Madenciliği” ile nasıl kazanırımın hesabını yapıyorlar. İçinde barındığı topluma yabancılaşmış, farklı heyecanlar içeren, iktisadi bir güdülenme hassasiyeti ile ayrışıyorlar. Araştırıyor, ne yapabileceği konusunda düşünüyor ve sorguluyorlar.

Sorgulamada, sahip oldukları değerlerin etkisini, oluşum süreci ve adaptasyon dönemleri belirleyecektir. Yine de; vicdan, inanç ve etik değerlerine duyarlı olan iradelerle örtüşmeyen fiili durumlar, süreci uzatabilir. Milli niteliklerini, manevi değerlerini kaybetmiş devletler ve Sivil Toplum Kuruluşları, etik hassasiyetleri tanımlayamıyor, onlara sahip çıkamıyor. Toplumların algı düzeyi, henüz bu finansal sistem yapılanmalarını kavrayabilmiş değil ve proaktif dinamikler hala kör…

Borca dayalı sistem kurgusu, toplumların dogal olarak dönüşmesine kıyasla daha dinamik olduğundan, sanal açılım sürecine öncesinden yeşil ışık yakmış görünüyor. Bu nedenle, ilk etapta, halef-selef ilişkisi gibi yansıtılan Sanal Para Sistemleri” ile mevcut Borca Dayalı Para Kredi sistemleri arasında pozitif etkileşim vardır. Bu gibi kripto para sistemleri, zannedildiği gibi mevcut para kredi sistemine muhalif bir yapıda değil; aksine mevcut borca dayalı anlayışı tamamlayıcı niteliktedir. Borca dayalı anlayışa muhalif, başka bir yaklaşım kabul edilmediğinden, sanal yollu evrimleşen Para-Kredi Sistemi, önümüzdeki günlerde bir çok platformda karşımıza çıkacak görünüyor. Öyle ki; bazı banka uzmanlarının iktisadi araştırmaları sonucunda, yazmış oldukları kişisel öngörüler, bu sistemlerin geleceğine referans verebilecek niteliktedir.

Finans sektörünün, mevcut anlayışla fazla yürümeyeceği, yeni çıkış yollarının araştırılması konusunda da herhangi bir mutabakatın olmadığı izlenimi veriliyor. Bu da; dünya toplumlarına, güven vermeyen bir iktisadi anlayış sunuyor. Düzeneğin kesinlikle bu şekilde olmadığı kanaati, aklı selim düşüncenin malumu olsa da; bunun bir komplo teorisi olabileceği yaftası da hazırdır.

Bankacılık sistemi sahip olduğu argumanlar üzerinden, borçlandırma kabiliyetlerini daha da arttırma yönünde arz ederken, bir yandan da sistem karşıtı ciddi bir muhalif kitle doğuyor.  Artık; iktisadi sistemin yetersiz kaldığı ve bireylerin daha da köleleştiği bu dönemde, cazip, akla uygun, devrim niteliği taşıyan söylemler de karşılık bulur hale geliyor/gelmektedir.

Mevcut iktisadi yapının yarınları ile ilgili, bu endişesiz gidişat, tarihi tekerrüre zorluyor. Tarih; İlk ve Ortacağ Avrupası’nın yaşadığı siyasal ve ekonomik krizin akibetini, dünya egemenlerinin kulaklarına yeniden fısıldıyor. Zira; dönemin Roma İmparatorluğu, merkezin güvenliğini feodalizm sayesinde sağlayabilmişti.

Ortaçağ Avrupası’ndaki, Feodal çark/düzenek:

1-    Feodal yapıların örgütleniş biçimleri, koruyan ve korunan ilişkisine dayanan bir hiyararşiyle sahiptir. Merkezi yönetimin yetersiz kaldığı ekonomik düzen, yerel dinamiklerin harekete geçirilmesine neden olmuştur.

2-    Feodal ekonomik ve siyasi düzenin ortaya çıkış nedeni, doğudan gelen aşırı göç ve istilalara karşı Roma İmparatorluğunun dirençsiz kalması olmuştur. Yabancı istilalara karşı her sathın kendini müdafaa potansiyelinin maksimize edilmesi, olmazsa olmaz bir gereklilik olmuştu.

3-    Bu dönem bazı kölelerin ekonomiye daha verimli olarak katılması karşılığında, kısmi olarak azad edildiği dönemlerdi. Toprak sahipleri, kölelere topraklar veriyorlardı. Ancak bu toprakları işlemeleri ve kendi geçimlerini bu topraklardan sağlamaları karşılığında şartlı azad ediyorlardı.

4-    Doğudan gelen istilalar bütün enerjiyi alıyordu. Merkezi otorite bütün nüfusu ekonomik olarak geçindirebilecek durumda değildi. Böylece; küçük küçük yapılar insiyatif almak durumunda kaldı. Derebeyleri, kendi hakimiyet bölgelerini kurdular.

5-    Yeni vergiler çıkarıldı. Köylü sınıfı ağır vergiler altında ezildi ve kentlere göç başladı. Göçün yanı sıra köylünün alım gücü de azalınca köy-kent ticareti zayıfladı. Kentteki zanaatkarlar iflas etti. Böylelikle kentle ticaret yapamayan, köle emeğiyle üretim yapan tarımsal işletmeler de zora düştü. Bu da ekonomik düzeni bozarak bir kısır döngüye mahkum etti.

***
O dönemlerin en önemli gelir kaynağı tarım olarak görünüyor. İktisadi yapı genel olarak tarım üzerinden kurgulanmış. Tarım ürünleri aynı zamanda finansal arguman olarak da değişime konu oluyordu. Kontrol, tarımsal faaliyetler üzerinden sağlandığından, operasyonlar tarım üzerinden gerçekleşmiş görünüyor. Ticaret, tarıma nazaran, çok gelişmiş sayılmazdı.

Özellikle; 12. ve 13. yüzyıllarda feodal yapı, köylüler üzerinde kurduğu hakimiyeti iyice yaygınlaştırıyordu. Bataklıkların kurutularak tarım arazisi haline getirilmesi, ormanlık alanların yok edilmesi birbirini takip ediyordu. Buna rağmen; yine de verimlilik azalıyordu. Feodal lordlar (derebeyleri) yatırıma yeteri kadar kaynak ayıramadılar. Arka planda, tarımdan elde edilen gelirlerin savaşlara harcanıyor olması, sistemin yetersiz kalmasına sebebiyet veriyordu.

Köylü sınıfı; senyörler ve şovalyeler arasındaki bu paylaşımın ne kadar farkında olabilirdi. Ya da bu farkındalığın sonuçlar üzerinde ne kadar bağlayıcılığı olacaktı. Onlar, özgürlükleri için çalıştıklarını, savaştıklarını ve kazandıklarını düşünüyorlardı.

Bugünün kripto süreci: “Yeni Nesil Feodalizm”

1-    Dünya ekonomik ve siyasi olarak tek kutuplu süreci gerilerde bırakmaya hazırlanıyor. ABD’nin kontrolündeki Batı Bloğuna karşı Çin ve Rusya’nın kontrolündeki Doğu Bloğu hakimiyet alanlarını genişletme ihtiyaçlarını zorluyolar. Adeta; eski “ABD hegomonyasındaki alanlar istila” ediliyor. Buna karşın ABD ve Batılı ülkeler de aynı derece hırçınlar. İki kutup güç arasında karşılıklı “istila” süreci yaşanıyor. Ancak; iki bloğun da doğal sınırlarına geldiği süreç alternatif çözümler arıyor.

2-    Askeri ve ekonomik anlamda, ABD hegomonyasından kurtulan Rusya, Çin’i de yanına alarak yeni bir hakimiyet alanı oluşturdu. Sonrasında Şangay işbirliği adı altında ekonomik bir yapılanma ile ABD ve Avrupa Birliği’ne karşı ekonomik birlik alternatifi olmayı başardı. Bu iki blokta da İktisadi model olarak Bankacılık Sistemi’nin borca dayalı anlayışı hakimdir. Çünkü; her ne kadar farklı iki blok üzerinden bir açılıma gitseler de aynı ekonomik odaklar tarafından kontrol ediliyorlar.

3-    Bu farklılık, sürekli borç üreten kısır bir döngü içerisinde bocalayan, Borca Dayalı anlayışın önünü açma çabası dışında bir şey değildi. Böyle olunca faaliyetler aynı şekilde, ancak farklı yönlü (çift kutuplu) olarak devam edecekti. Yine; hedefteki 2. ve 3. sınıf ülkelerin pazarlarına “yatırım” adı altında para satmaya devam ediliyordu. 

4-    Bu egemen güçler hakim oldukları lider ülkeler üzerinden  istihbarat faaliyetleriyle de birbirlerini tehdit etmeye devam ediyorlar. Zaman zaman devletlerin çıkarları birbirleriyle çakışabiliyor. Bu nedenler devletlerin birbirleriyle gerilimler yaşamalarını kaçınılmaz kılarken, küresel finas otoriteleri için herhangi bir risk söz konusu olmuyor. Çünkü; paranın devleti, milliyeti olmaz ve istedikleri yöne nakit akışlarını sağlayabilirlerdi. Kontrol, devleti elinde bulundurmakla değil, parayı elde bulundurmakla sağlanıyor. Çünkü, devlet de, asker de, millet de paraya ihtiyaç duyuyordu. 

5-    “Kripto Para Sistemleri” ile küresel finans güçlerine tabi “Sanal Para Madenciliği” adı altında yeni nesil maceraperest lordlar görev almaya hazırlanıyor. 
Bu yolla oluşan “Sanal Para Borsaları” belli bir mekana bağlı kalmaksızın, dağınık bir şekilde fiziki denetimlerden uzak, ancak; sahip olacakları servet bakımından merkezi otoriteye ait senyörler uygun zeminde harekete geçiyor/geçmeyi bekliyorlar.

Sonuç:

Sanal/Kripto Para Sistemleri; paranın hakimiyet alanlarının bölümlendirilmesi sürecinin bir uzantısıdır. Mevcut bankacılık sistemi ile olan farklılık sektörel rekabeti hararetlendirirken, hakimiyet alanlarındaki kaymalar üzerinde zamanla mutabakatlar sağlanacaktır.

Milli oldukları iddia edilen devletler ise, Mevcut ve Kripto Para Sistemleri arasındaki entegrasyonu sağlamada garantör olacağa benziyorlar. Gerek mutabakat zemini olma konusunda, gerekse askeri güçleri marifetiyle sistemlerin birbirlerine eklemlenmesinde çağımızın “şövalyeleri” görünümündedirler.

Sadık USLU

Bir Cevap Yazın