Kriz; ekonomik mi, finansal mı?

Kriz; ekonomik mi, finansal mı?

23 Mayıs 2019 0 Yazar: Sadık Uslu

Ülkemizde yaşanan ekonomik ya da finansal sıkıntıların doğru analiz edilmesi gerekir.  Buna, sıradan bir ekonomik kriz yaftalaması yapılıp geçilmemeli.  Yaftalama diyorum, çünkü “ekonomik kriz” ifadesini tek başına kullanmak doğru ve gerçekçi olmaz. Doğru ifade “finansal kriz” olmalıdır. Çünkü; sorun ekonomik değil, ekonomik argümanların ölçümlenmesi ile ilişkilidir. Türk Siyasi tarihine baktığımızda da topluma ekonomik kriz diye yutturulan krizlerin; aslında, finansal kriz olduğunu göreceğiz.  Bu konuda ekonomik kriz gerekçesiyle hükümetlere, fazla yüklenmemekle birlikte bu finansal çarpıklığa karşı yeni model arayışlarına girmemelerini de en ağır şekilde eleştirebilmeliyiz.

Finans; ekonomi içerisindeki dinamiklerin, yani mal ve hizmetlerin ölçümlenerek parasal unsurlar haline getirilmesini konu alır. Dolayısıyla; finans kavramı içerisinde yanlış ölçümlemelerin sonucu olarak doğru bir bütçeleme yapılmadığı görülmelidir. Doğru bütçeleme denk bütçe yapabilme kabiliyetidir. O halde, dünya üzerindeki hiçbir hükümet, denk bütçelemeyi neden yapamıyor? Bunun üzerinde düşünmek, araştırmak ve çözümler üretmek gerekmez mi?

Siz para üretimini finans sektörü adı altında, bir ya da birkaç kurumun tekeline vererek, sonra da bu tüzel kişiliklerin oluşturduğu  topluluğa sektör derseniz, o sektör de ölçümleme yaparken keserin ağzından taraf olur, elbette kendine doğru yontar. Keserin karşı tarafındakiler olarak bize de denk bütçe yapmak yerine, borç bütçeleri hazırlamak düşer. Nitekim öyle de yapıyoruz. Bu şu anlama geliyor. Günümüz paradigmasında finansal sistemin çalışma biçimi hükümetlere bütçe yapma imkanı vermiyor. Daha net ifade ile böyle bir işlevi yoktur, diyebiliriz. Bu işlevin ivedilikle finansal sisteme kazandırılması gereklidir.  Bunun için de farklı ve doğru bir değer sayımla yeni finansal modeller üzerinde çalışılmalıdır. Hali hazırda mevcut borca dayalı finansal sistemde bunu gerçekleştiremezsiniz.

Mevcut sistem içerisindeki finans tanımlaması sorunludur. Ölçümleme tek taraflı olunca, diğer taraf bütçeleme konusunda saf dışı bırakılmıştır. Diğer taraf; yani kamu, yani devlettir. Buna karşın, finans kurumları kendi bilançolarında bu denkliği rahatlıkla sağlarlar. Bankacılık sistemi ve devletler karşı iki taraf olarak ekonomik faaliyetleri dizayn ederler. Burada; devlet/kamu tüm ekonomik faaliyetler tarafında iken, finans kurumları işin ölçümleme kısmındadır.

Finans kurumları tek taraflı ölçümleme yetkisini elinde bulundurduğundan, kamu otoritesini borç ve faizle aciz duruma düşürmüştür. Tabi bir yandan da toplumla ilişkisini devam ettirmektedir. Zira; kredi kartı, ihtiyaç, konut, araç kredileri gibi kredilerle işlevini artırmış, bu vesileyle kamu otoritesinin toplum üzerindeki olumlu etkisini de bypass etmiştir.

Bankacılık sektörü, 2000 yılı öncesine kadar toplumla bu derece yakın temasta değilken, sonrasında daha fazla borç (kredi-mevduat) ilişkisine girmiştir. Günümüzde bu süreç vehamet derecesinde sürdürülmektedir.  Vehamet diyorum; çünkü sistemin toplumdan alacağı para, piyasada dolaşan paranın neredeyse 20 katına ulaşmıştır.

Peki, bu para nasıl geri ödenecektir?

Ödenemez. Çünkü; o kadar para yok. İşte bu nedenle finansın tanımı, yeniden yapılanması, kapsamı, karşılık alındığı parametreler, toplumla ilişkisi, ekonomiye etkisi gibi daha birçok nedenden dolayı çok önemli ve elzemdir. Vaktiyle bu tanımlama doğru biçimde yapılmamış, uygulanmamış…

Artık yapılmalı, uygulanmalı…

Sadık USLU