Kurban tedarik zinciri ve ekonomi

Kurban tedarik zinciri ve ekonomi

3 Ağustos 2020 0 Yazar: Mete Gündoğan

Kurban, kendisi ile Allah’a yaklaşılan şeyi ifade eder. Allah’a yakınlaşmak için o şeyi feda edersiniz. Kurbanlık olarak bizler bazı hayvanları keserek fakirlere dağıtırız ve Allah’ın bu yaptığımızdan memnun olmasını ümit ederiz.

Onun için de bu süreçlerde dikkat edilmesi gereken her şeye çok dikkat ederiz. Allah ile bir yakınlık tesis etmeye gayret ederiz.

Konu ile ilgili hem Kur’an’ı Kerim’de hem de peygamberimizin uygulamalarında birçok tavsiyeler ve örnekler vardır. Detaylar oralardan sürekli hatırlatılır ve anlatılır.

Aslında, ne kadar ilginç değil mi?

Allah’a yakınlaşmak için yaptığınız iş; bir ekonomik faaliyet! Bu faaliyeti de bütün ülkede, her yerde ve aynı zamanda yapıyorsunuz.

Bu faaliyetin zamanını tespit etmek için ay takvimi kullanıyoruz. Şimdiki kullandığımız takvim gibi, güneş takvimi kullansaydık hep aynı mevsime ve ana denk gelecekti.

Ancak ay takvimi kullandığımız için kurban, her mevsime denk gelen bir faaliyetler zinciri olmuş oluyor. Bugün olduğu gibi yaz aylarına da denk gelebiliyor kış aylarına da.

Çünkü iki takvim arasında 11 gün fark var. Detayları bir kenara bırakırsak bir yıl, güneş takvimine göre 365, ay takvimine göre ise 354 gündür.

Dolayısıyla kurban faaliyetleri her yıl 11 gün önceden gelir. Bu böyle devam eder gider.

Peki, ülkemizde ne kadar kurban kesiliyor acaba?

Bunun için değişik rakamlar var. Tarım Bakanlığı’nın elinde kesine yakın bir rakam var mı bilemiyorum. Ama Türkiye Deri Sanayicileri Derneği yetkililerine göre ülkemizde yaklaşık 900 bin büyükbaş ve 2,5 milyon küçükbaş kurban ediliyor.

Kurban Bayramı’nda kesilen ham derileri işleyen deri işletmeleri, bunları ayakkabı, çanta ve konfeksiyon üretimi yapan yerli üreticilere satıyorlar.

Tabi kurbanda kesilen hayvan derilerinin önemli bir kısmı yanlış yüzmeden dolayı kullanım dışı oluyor. Onun yerine sektör büyük miktarlarda ham deri ithal ediyor.

Elimizin altındaki bu kaynak ise heder olup gidiyor. Yani israf oluyor. Allah’a yakınlaşmak için kestiğimiz kurbanda, Allah’ın haram kıldığı “israf”ı yapıyoruz. Yakınlığı nasıl tesis edeceğiz?

Şimdi kurbanların etlerinin nasıl tüketildiğini biliyoruz. Bağırsakları ise yine israf olup gidiyor. Daha doğrusu, hayvanların birçok nitelikli organları gıdadan, tekstilden ilaca kadar değişik amaçlar için kullanılabilecek iken israf olup gidiyor.

Öyle bir noktaya geldik ki bir kurbandan sadece ne kadar et çıkar hesabı içerisindeyiz. O kadar. Eti alıyor, gerisini gömüp gidiyoruz.

Sonra da ilgili sektörler ithalata yöneliyor. Çünkü elimizdeki kaynağı israf ediyoruz. İşte size cari açık.

Sadece bu kadar mı?

Elbette hayır.

Kurban Bayramı her yıl geliyor. Bunu Tarım Bakanlığı da biliyordur eminim. Ama nedense her yıl canlı hayvan ithal ediyoruz.

Güya fiyatları düşürmek için ithal ediyoruz; ama bütüncül bir entegre hesap yaparsanız, birçok sektöre ne kadar zarar verdiğimizi açıkça görürsünüz. 

Bitti mi?

Hayır.

Bu hayvanlar Kurban Bayramı’na kadar yem yiyip gelişecek ve kesilebilecek hale gelecekler. Ama sürekli yem yerlerse maliyetler çok yüksek oluyor.

O zaman meralara doğal yaylım yerlerine ihtiyaç var. Bu durumda meraları müteahhitlerden korumak milli bir mesela haline bile gelebilir. 

Tamam mı?

Hayır.

Kurbanın sosyal adalete yönelik katkıları da var. 

Bu ibadetin yoksulları gözetip kollama yönünü göz ardı edemeyiz. Yoksulları et gibi zengin ama pahalı bir besin kaynağından yararlandırıyoruz.

Gerçekten gerek Türkiye’de gerekse diğer Müslüman ülkelerde sadece Kurban Bayramı’nda et yeme imkânına kavuşan milyonlar var.

Dahası, birçok hayır kurumu yıllık et ihtiyacının tamamını, bayram dolayısıyla bağışlanan kurbanlarla karşılamaktadır.

Kavurma yaparak kurban etinin uzun süreli korunması da sağlanmış oluyor.

Tabi iç turizmi ve sosyalleşmeyi de unutmamak gerekiyor. Bu faaliyet bir bayram olarak nitelendirilmiştir.

Bayramda gezilir, görülür, insanlar hediyeleşirler. Küsler barışır. Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpülür ve birçok yeni başlangıçlar yapılır.

Tabi bu yıl, korona pandemisinden dolayı bunları yapmıyoruz. Aman dikkat edelim. Temizlik, maske ve mesafe çok önemli. 

TMM.

Evet, konu konuyu açtı ve nerelere geldik. 

Şimdi olayı derleyip toparlayalım.

Kurban iktisadi bir faaliyettir. Cenabı Allah’a yakınlaşma aracıdır.

Milyonlarca hayvan 4 gün içerisinde kesilir ve dağıtımı yapılır.

Biliyorsunuz, iktisatta en önemli faktör taleptir. Talep varsa tedarik zinciri oluşur.

Oluşan tedarik zincirini yönetmek en önemli iktisadi faaliyettir.


Kurban Bayramı’nda ise talebi oluşturan Allah’tır. Yani talep, ilahi bir emirle oluşmuştur;

Rabbin için kurban kes!

(Kevser Suresi)


Bu talep her yıl için oluşturulmuştur. O halde bundan sonra yapılacak iş, bu talebe uygun bir tedarik zinciri oluşturup yönetmektir. İsraf etmeden ve en kârlı olacak bir şekilde yönetmektir. 

Buradan sizlere 6 Temmuz 2020 tarihli yazımda “Tarım Sektörü Nasıl Lokomotif Sektör Olur?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

İşte size o yazının somut bir parçası.

Kurban Bayramı faaliyetlerinin tümünü bir tedarik zinciri mantığı ile yönetin.

Sizler, hepiniz, bir araya gelseniz bile böyle bir talep oluşturamazdınız. Allah bu talebi oluşturmuş.

Size kalan onu en güzel şekilde yönetmektir. Yıllık yaşam döngüsü olan ve kesin talepli bir ekonomik faaliyetler zinciri.

Bunun en geniş anlamda bir tedarik zinciri mantığı ile devlet tarafından yönetilmesi gerekiyor.

İyi yönetebilirseniz fırsatçılara yol vermemiş olursunuz. Herkes memnun olur. Bereket olur. Tabi Allah da memnun olur.

Bu talebi iyi yönetirseniz işte o zaman Allah’a yakınlaşmış olursunuz.

Mevcut haliyle bırakırsanız, vahşi kapitalizmin garnitürü olursunuz. İsraflar olur. Allah’a bu haliyle yakınlaşamazsınız.

Ülkemizde nedense, kurban faaliyetleri söz konusu olunca en başta Diyanet’in söz söylemesi beklenir. Hâlbuki kurban faaliyetleri söz konusu olunca sözün sahibi Tarım Bakanlığı’dır. Çünkü faaliyetler iktisadi faaliyetlerdir. 

Bu vesile ile hepinizin bayramınızı tebrik ederim. Daha nice bayramlara kavuşmanızı dilerim.

Tarım Bakanımız Sayın Pakdemirli, sizin de bayramınızı tebrik ederim. 

En samimi dileklerimle…
Prof. Dr. Mete Gündoğan