Nedensellik Sorgulaması ve TOBB

Nedensellik Sorgulaması ve TOBB

13 Kasım 2019 0 Yazar: Mete Gündoğan

Sistem kelimesi, Türkçemize ithal ettiğimiz ‘yorgun’ kelimelerden biridir. Yorgunluğu, çok farklı kullanım şekillerinden dolayıdır.

Birçok anlama gelir. Yol, yöntem, düzen, düzenek, tertibat, model, tip ve dizge bunlardan birkaçıdır.

Genellikle, bir sonuç almaya yönelik yöntemler düzenine sistem deriz. 

Ancak halk arasında çok daha farklı kullanım şekilleri de vardır. Bir çeşit, ‘şey’ kelimesi gibi bir şeydir. 

Bir adamın, güzel donatılmış bir yemek masasının üzerine gelmesi ve “ooo sistemi kurmuşsunuz” gibi bir ifade kullanması normal karşılanabilecek bir ifadedir.

Yüksek teknolojik üretimde geliştirilecek bir yazılım öncesi yapılan çalışmaları tanımlamak için kullanılan ‘sistem analizi’ ifadesi de normal bir ifadedir.

Kısacası, sistem kelimesinin kullanıcıları ve kullanım alanları için neredeyse bir sınır yoktur. 

Ancak Sistem Mühendisliği, günümüzde çok önemli ve yeniden değerlenen bir mühendislik dalıdır.

Stratejik, taktik ve operasyonel seviyede yapılacak olan tüm iş ve işlevleri birlikte ifade ve hesap etmeye çalışır. Doğal olarak da sık sık nedensellik sorgulaması yapar.

Diğer bir ifade ile paradigma sorgulaması yapar. Biz paradigma kelimesi yerine ‘değersayım’ kelimesi kullanmayı tercih ediyoruz. Varsayım kelimesi gibi bir kelimedir değersayım kelimesi.

Teknik anlamda sistem, bize bütüncül bir bakış açısı verir. Bir sistemin bütün ana unsurları birbirlerine nedensellik bağları ile bağlıdır.

Diğer yandan sistem alt unsurlarının nasıl çalıştığı ise mekanik ve dinamik bir işlevdir.

Sistem değişikliğinde yapılacak ilk iş nedensellik bağlarının sorgulanmasıdır. Bu bağların kuvveti, sistemin güçlü ve gelişmeye açık olması açısından oldukça önemlidir.

‘Nasıl’lık sorgulaması ise ‘iyileştirme’ için yapılacak bir sorgulamadır. Bir nevi, sistemin ince ayarlarının yapılmasına vesile olur.

Şimdi gelelim günümüze. Yani 2020 yılına. 

Ülkemiz devlet yapısı, 16 Nisan 2017 tarihinde kısmi Anayasa değişikliği referandumu ile değiştirildi.

Türkiye’nin yönetim şekli, parlamenter sistemden yarı başkanlık sistemine dönüştürüldü.

Değişiklik %51,4 oy oranı ile kabul edildi. Bu tarihten sonra, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hayata geçirilmiş oldu.

Başbakanlık makamı kaldırıldı. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin beş yılda bir eşzamanlı olarak yapılmasına karar verildi.

Bu değişiklik ile birlikte kurumlar arasındaki nedensellik bağlarının da sorgulanması gerekiyordu. Ancak yapılmadı veya yapılamadı. Aslında yapı komple değişti, ancak eski iş ve işlevler devam ediyor.

Bir örnek üzerinden gidelim.

Devlet bir sanayi verisini almak için veriyi tedarik edecek kurumlardan 1000-1500 TL arası para alıyor. Çok garip değil mi?

Normalde, devlete bir ‘veri’ lazım ise memurları gider sanayiciden o veriyi alır. Sonra da teşekkür edip ofisine geri gelir. 

Ama öyle bir sistem kurgulanmış ki sanayici veriyi veriyor, üzerine de para veriyor! Dışından da teşekkür ediyor. İçinden kızdığına eminim. Çünkü tam bir garabet.

Evet, şimdi böyle bir garabeti yazıma konu ediyorum.

Nedir o? 

Kapasite raporu!

Neden alınıyor bu rapor diye soracak olursanız, bir ticaret ve sanayi odası sorunuza cevap vermiş;

Kapasite raporları ülkenin sınai üretim gücünü tespit etmek, ekonomik ve stratejik plan ve programlara ışık tutmak amacıyla sanayi bilgi sistemini oluşturmak için düzenlenirler.

Kısacası, devlet kendisi için bir istatistik oluşturacak, bunun için de kapasite raporu diye bir şey icat etmiş. Bu raporu bazı diğer icatlarına da nedensellik bağı ile bağlamış.

Karşımıza anlamlandırmada zorlandığımız bir iş akış diyagramı çıkarmış. Hatta zaman zaman işadamlarına illallah dedirten bir rapor oluşmuş. Dahası, bu raporu her iki yılda bir almak zorundasınız. 

Bir işadamı ile konuştuğumda bunun nedensellik ilişkisini ne kendisi anlatabildi ne de ben anlayabildim.

Ne işinize yarıyor bu rapor dediğimde bana‘devletin yine zorunlu tuttuğu’ bir başka resmi işlevin yapılmasına diye cevap veriyor! 

Aslında devlet açısından durum gayet net. İstatistik oluşturmaya yarıyor. 

İyi de ortada büyük bir garabet var.

Ülkemizin sınai üretim gücünü tespit etmek ve sanayi bilgi sistemi oluşturmak için bütün bu işlemlere ve harçlara ihtiyacınız yok ki.

Bunu bir değil birkaç şekilde yapabilirsiniz. Hem de üreticiyi hiç üzmeden. 

Peki, kim veriyor bu raporu?

Sanayi ve ticaret odaları. En nihayetinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği yani TOBB. 

Sanayi ve ticaret odaları kapasite raporu gibi daha birçok belgeleri veriyor. Burada hepsini hatırlatma gereği duymuyorum. Hepsinin ayrı garip bir hikayesi var. 

İsterseniz ‘barkod tescili’ için yapılanları da siz araştırın. Ve daha neler neler! Devletin çalışma kurgusu, işadamlarını bütün bu garabetlere mecbur kılıyor. 

Peki, sorun nerede?

Sorun sistemde.

İyi de devlet sistemi değişmedi mi?

Değişti de…

Yani, değişiklik sadece tepede bir koltuğun adını ve yerini değiştirmekten ibaret mi kalacak?

Hayır.

Bu böyle olmamalı. Böyle olursa, yapılan değişim bir müddet sonra kadük olur.

Yapılması gereken şey, devlet mekanizmasının tamamlayıcı unsurları olan alt sistemlerin de yeniden yapılandırılmasıdır. Nedensellik sorgulamalarının yapılmasıdır.

Yoksa bir müddet sonra, yapılan değişikliğin zararları konuşulmaya başlanır. Doğru atılan adımlar yanlış sonuçlar vermeye başlar.

Günümüzde sanayi ve ticaretin düzenlemesini yapan dev bir kuruluş TOBB.

Ülkemizde dönen ticaretin neredeyse dörtte üçünden fazlası ile doğrudan nedensellik ilişkisi içerisinde bir kurum.

Bu kurumun da devlet sisteminin değişmesinden sonra yeni sisteme uygun olarak yeniden yapılandırılması gerekir.

Hesabında, devlet sisteminin kurgusu ile çok büyük paralar barındırıyor ise bunda kesinlikle bir sorun olduğunu söyleyebiliriz.

Bu sorun, devlet kurgusu sorunudur. Bir sistem sorunudur. Yeni yapıya göre düzeltilmesi gerekir.

İşe, nedensellik sorgulaması ile başlamak gerekir. ‘Nasıl’lık sorgulaması ile değil.

Örneğin, Kapasite Raporu talebini kaldırmak bir ‘nasıl’lık sorgulaması sonucudur. Cevap, aynı mahaldedir.

Ancak nedensellik sorgulamasının cevabı, aynı mahalden çıkmayabilir. 

Değersayım yani paradigma sorgulaması böyle bir şeydir işte…

Prof. Dr. Mete Gündoğan