Vade farkı adı altındaki fark, faizdir!

Vade farkı adı altındaki fark, faizdir!

12 Nisan 2020 0 Yazar: Sadi Özgül

Türkiye’nin tanınmış İlahiyatcı akademisyenlerinden biri, bir okuyucusun ‘vade farkı faiz olur mu?’ diye sorduğu soruya köşesinde şöyle cevap verdi;

“Peşin ve taksitli fiyat seçenekleri sunulabilir, bu fark faiz değildir”

Verdiği bu cevaba gerçekten üzüldüm ve nasıl yanıldığını yazmak istedim.

İslam iktisatcıları ve ilahiyatçılarının üzerinde ittifak ettikleri hadise göre de; ‘bir malın iki fiyatı olmaz’.

Bir malın iki fiyatla değilde tek fiyatla satılması ilahi bir emir olduğuna göre hiçbir tüccar; “tahsilat zamanı uzayınca malımın değeri yükseliyor, kayıp değerini korumak zorundayım” diyerek ikinci bir fiyatla satamaz. Bunu yaparsa ikinci fiyat, malın değil zamanın fiyatlandırılıp satılmasıdır ki, ikinci fiyat ile ortaya çıkan fazlalık ise FAİZ’dir.

Bunu örnekleyerek izah edelim.
Bir mağaza masa satıyor. Bu masayı peşin alırsanız 1000 TL, 10 ay taksitle alırsanız 1200 TL diyemez. Masanın satış fiyatı tek olmalıdır.

Burada şu soruları soralım;

Fiyatın ikinci kez oluşmasına neden olan nedir?
Masanın borçtan kaynaklanan 10 aylık süresidir. Yani ikinci fiyat farkı olan 200 TL fazlalığı zamandan ötürü, borçtan dolayı oluşuyor.

Bir malın iki fiyatı olmaz hadisine göre vadeli mal satılır mı?
– Satılır ama vade farkı istenemez.

Vadeli mal verilmesin demiyoruz!

Vadeden dolayı fazla para talep edilmesin diyoruz. Çünkü vade farkı malın fiyat piyasasını da arttırır, alım gücünü daraltır, ekonomik daralmaya zemin hazırlar ve nihayetinde de daraltır.

Vade farkı dendiğinde, alıcılar sağlıklı biçimde malın gerçek satış (arz-talep) fiyatına ulaşmaz. İktisadi olarak oluşturulmuş vadeli piyasalar, mallar üzerinde vade/vadeli ismi altında faizli piyasaları oluşturur.

Faiz/Kâr payı/vade farkı gibi farklı ifadeler piyasada mevcut borca dayalı faizli para sistemi ile uygulanmaktadır.

Bunu formüllersek;
Vade(zaman)=borç=para(fiyat artışı)=faiz olup, durum çok açık biçimde ortadadır. İşte burada malın satılmasının gölgesinde faiz uygulaması mal üzerinden yapılmaktadır.

“Faiz borçtadır” hadisini hatırladığımızda, borca konu olan her şey faiz konusu olabilir. Adının vade farkı olması bir şey değiştirmez. Faiz, riba farklılığı üzerinden manüpilasyon yaparak “faiz başka riba başka” diyenler gibi bir sulandırılma da yapılamaz.

Altını bir kez daha çiziyoruz.

Vade farkını oluşturan şey borçtur.
Bu borçta fazlalık üretiyor ve mal üzerinden geri talep ederken fazlalaştırıyor.

Tıpkı faizci bankaların parayı kredi olarak verilirken vadeleri ve oranları belirlerken sonucun faiz olması gibi bir mal satılırken de vade oranlarının karşılıklı anlaşma ile belirlenmesinin sonucuda vadeli borç yani faiz özeliğinde olmasını kaldırmıyor.

Yani para borç olunca vade farkı faiz oluyor da mal borç olunca vade farkı faiz olmuyor mu !?

Son olarak şunu söyleyelim

Allah borç ve vade konusunda; “Eğer borçlu olan darda ise eli genişleyinceye kadar onu bekleyin. Bilmiş olsanız, borcu sadaka olarak bırakmanız sizin için ne kadar iyidir” [Bakara:280] ilahi tavsiyede bulunuyor ayetinde.

Bakara:275 den başlamak üzere yukarıda Türkçesini yazdığımız Bakara 280 e kadar olan kısmı bir bütün olarak okuduğunuz da borç faiz ve vade ilişkisinin tanımlamasını gayet net açıklayıcı olduğunu göreceksiniz.

Peki bu ayetler gelmeden önce Mekkeli müşrikler ne yapıyordu ?

Müşrikler, borçların zamanını tayin ederken önce faizi üzerine koyuyordu. Bu borç sadece kullandıkları parada olmuyordu, mallarla da borç veriyorlardı. Ve verdikleri borç, vadeli dediğimiz gelecek zamanla ilgili olarak, verdiğinin üstüne fark almasıydı. Vadeleri gelip ödeyemediğinde bu borcu katlayarak arttırıyorlardı.

Yani o dönemde vade ve borç olgusu ile sürekli fiyatın artması yönünde olup, vadeli satılması ile peşin üzerine ikinci fiyat konması üzerine belirleniyordu. Neticede bir malın vadeli satılmasından dolayı artan borcunun ödenememesi durumda ek faizler işletiliyor, yine ödeyemezse önce mallarına, malları kalmamışsa yada karşılayamazsa cariyelerine kızlarına veya kadınlarına el koyuyorlardı.

Peki %99 Müslüman ülkemizde uygulanan borç faiz sistemi ile, İslam öncesi Mekke’lilerin yaptıkları arasında ne fark var!?
Sadece kadınlarına ve kızlarına el koyulamıyor, diğerlerinde değişen hiçbir şey yok!

Sonuç olarak kanaatimiz:

Ülkemizdeki mevcut ekonomi yapısı Borç ve Faiz Ekonomisine dönüşmüştür. Vadeli bir yapı üzerinden faizler yürütülmektedir. Mal ve hizmetlerin artışlarında doprudan etki eden vade yapısı, faizin gayri meşru çocuğu (piçi) olan enflasyon gerekçesi ile vade farkı talep edilmektedir.

İslam iktisatcısı etiketli ilahiyatçılar, ülkemizdeki mevcut faizli iktisadi yapıyı karşı, sistemsel bir yenileme mücadelesini becerebilmek önce nefislerine sonrada kariyerlerine ağır geldiği için vade farkının faiz ile ilişkisine yönelik sorulara verdikleri cevapların ekserisi kaçamak ve faiz değildir yönünde olması, isterse bu örtü vade örtüsüne bürünerek olsun, sidikli faiz havuzunda yüzdüğümüz gerçeğini halkımızdan saklayamayacaktır.

Osmanlının Kanuni döneminin en iyi eğitim kurumu olan medreselerden matematik, mantık vb. ilim eğitiminin kaldırması ile başlayıp, sonrasında cumhuriyet döneminde de olduğu gibi günümüz ilahiyat fakültelerinde mantık ve matematik dersi olmadığından dolayı maalesef bir çok ilahiyatçıların neyin faiz olup yada olmadığını çözebilecek temel matematik ve mantık eğitimleri yoktur.

Dolayısıyla “basit faiz” ismi verilen hesabının nasıl yapıldığını çözebilecek derecede dahi matematik ve mantık bilgisi yoksa fetvasına da itibar edilmez.

İsimlerinin önünde akademik ünvanlar yazması her ilahiyatcı herşeyi biliyor anlamına gelmez. Her ilahiyatçıya da faiz fetvası sormak hataların en büyüğüdür. İlahiyatçıların Türkiye’de de çok iyi tanınır olması onun doğru söylediği anlamına gelmez.

Bu büyük eksikliklerinden dolayı faiz, ekonomi ve iktisat konusunda verdikleri fetvaların ekserisi sakattır.

Vadeli mal satılmasında mahsur yoktur ancak vadeden ötürü vade farkı adı altında fark almak faizdir.

İktisat hareketinin daha önce teknik olarak bunları sürekli kamuoyuna açıklamasına rağmen, itiraz etmekte devam eden akademik seviyedeki ilahiyatçıları ve ekonomistleri halka açık her platformda tartışmak üzere davet ediyoruz.

Vesselam 
Sadi ÖZGÜL