Yanlış Değersayım İle, Yanlış Para Si̇stemi̇ni̇ Zorluyoruz

Gerek İslami, gerekse insani değerlere bakışlarımız, finansal değerlere bakışımızı kapsamıyorsa, finansal değerlerimizle örtüşmüyorsa değersayımlarımızı gözden geçirmekten başkaca bir seçeneğimiz yok demektir.

Hele hele, bir de finansal değerlere yüklenen anlam, sosyal değerlerimizi şekillendiriyorsa; vay halimize !

Bunun için ekonomi, finans ve maliye yönetimimiz genel siyasetimizden daha öncelikli hale gelmiş ve alarm vermektedir. Çünkü; ekonomi dediğiniz şey, içinde, rızka ulaşabilmenizde olmazsa olmaz kurallar manzumesini barındırır. Bu kuralları gerek fıtri, gerekse İslami kodlarınıza aykırı biçimde kodlarsanız hem bu dünyada hem de ebedi alemde kurtuluşa erenlerden olmanız mümkün değildir.

Huşu Kayması yaşıyoruz.

Elbette dini ritüellerimizin uygulanmasında şekilsel bir farklılık olmamıştır. Hatta cemaat olarak, saflarımızı daha da sıklaştırırız. Kıldığımız namazlarımızın verdiği huşu duygusunun ne kadarı kilitli ayakkabı dolaplarının verdiği rahatlıktan, ne kadarı da samimiyetimizdendir sorgusu bizleri vicdanen mutmain edebilmeli. Çok küçük nüansların toplumumuzu büyük felaketlerden mahfuz tutmasına vesile olabilme cüreti diyelim bu satırlara…

Huşu demişken, çok zaman çok kimseden ve kendimden şahit olduğum; elektrik, su, doğalgaz veya taksit ödemelerimizin neticesinde adeta meditasyon yapmışçasına rahatladığımızı bilirim. Huşu böyle, buna benzer bir şey olsa gerek. Paramı ödedikten sonra borcumu ödedim rahatlığıdır bu. Yani dünyalık borcumuzu öderken, finansal değerimiz azalırken huşu duyuyorduk. Haklı ya da haksız olmaksa; bu noktada çok da önem arz etmiyor.

  • Buna, HUŞU KAYMASI desek yanlış mı olur?
  • İnsani ve İslami Değerlerimizi koruyabiliyor muyuz?

Fıtrat, insani değerlerimizin en ham halidir ve insanlığın sigortası, ölçüsü hükmündedir. Bozulmamalıdır. Fıtratı bozucu uygulamalardan uzak durulmalıdır. Vahiy ise İslami değerlerimizin ölçüsü, temel direğidir. Omurgasıdır. Tebliğ ve insani ilişkilerimizle neslimizi hakka dayalı bir ilimle korumaya çalışırız. Bu bize Rabbimiz tarafından  verilmiş bir ödevdir, emirdir. Tıpkı; fıtrat ve vahiy gibi Para unsuru da hem mal, hem de finansal varlıklarımızı koruyucu bir ölçü olmalıdır.

İçerisine kesinlikle FAİZ, VADE FARKI, ENFLASYON, SÜREKLİLİĞE DAYALI BORÇ karıştırılmamalıdır. Aksi halde ölçü bozulur. Ölçü bozulunca ibadetler ibadet olmaktan çıkar, dostluklar da dostluk olmaktan…

Hal böyle olunca eşyaya tasarruf etmemiz noktasında da aynı değersayım üzerinde bir paralellik olmalıdır. Moda tabirle Paradigma dediğimiz şey bu işte. Para ya da sahip olduğumuz finansal değerlerimiz bizler için çok kıymetli ve paylaşılmaz olurken, İslami ve insani değerlerimizin muhafaza edilmesi de mümkün olmayacaktır.

Aramıza ördüğümüz DUVARLAR (Enflasyon, Vade Farkı, Faiz, Sürdürülebilir Borçlanma)

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Nahl Suresi Ayet: 90

Dostlarımızı, din  kardeşlerimizi, akrabalarımızı severiz elbette. İnsani ve İslami açıdan güzel münasebetlerde bulunuruz. Değerlerimizi paylaşırız. Ancak finansal anlamda birimizin diğerine ihtiyacı düştü mü hiç? Bilmiyorum ne kadarınız, ne kadarınıza şahit oldunuz…

Birçok cevabın ortak paydası, mazlum insanlarımızın zihninde adeta bir film repliği gibi kazılıdır. “Dostum, çok iyi, çok mümin bir kardeşimsin. Seni Allah rızası için çok severim. Ama korkarım ki bu dostluğumuz bozulmasın. Onun için ne sen benden borç istemiş ol, ne de ben senden bunu duymuş olayım.”

İşte duvar böyle birşeydir.

Milletimiz topyekün, İslami, İnsani ve Finansal Değerler paradoksu içerisindedir.
Bilim ve imanın ölçüsü nedir?

Hangi birinin içine, hangi değerimizden ne kadar, hangi miktarda karıştırmışız.

Duvarların dili olsa da anlatsa…

Sadık USLU

Bir Cevap Yazın