Mete Gündoğan: “Ekonomide kaynaklar gerçekten kısıtlı mıdır?”

Yaşadığımız dünyamızda coğrafi yapı, bitki örtüsü, yaşam formları hep birbiri ile uyumlu ve birbirini tamamlar şekildedir.

Doğal kurallar da bu uyumu tasdik edecek şekilde oluşturulmuştur. Bir an dünyada insanın var olmadığını düşünelim. Yine de dünyada yaşam var olmaya devam eder.

Lakin insanı bu doğaya takdim ettiğimizde ise gördüğümüz şudur. İnsan bu dünyada tüketendir. Bu bereketli dünyada insan, varlığını onu tüketerek sürdürendir. Dünya adeta ona sunulmuş bir büyük nimettir.

Peki, bu dünyanın kaynakları kısıtlı mıdır?

Bizler dünyada var olan bolluk ve bereketi kısmen biliyoruz. Dünyanın nimetlerini kısmen biliyoruz. Kısmen diyoruz çünkü saymaya kalksak sayamıyoruz. Sayamıyoruz çünkü insanoğlunun her yeni bilgisi veya her yeni bilinç düzeyi yeni nimetleri tanımasına vesile oluyor.

Örneğin bundan birkaç asır evvel doğalgaz diye bir şeyden haberimiz yoktu. Lakin şimdi hem evlerimizde hem de sanayide çok yoğun kullandığımız bir nimet oldu. Bilgi, teknik ve teknolojik imkânlarımız arttıkça kullanım alanlarımız da arttı.

Hatta daha da ileride neleri kullanacağımızı şimdiden bilemiyoruz.

Sadece doğalgaza bakarak bir tahminleme yapıp, şu kadar yıl sonra dünya enerji kaynakları bitiyor diyebilir miyiz?

Hayır.

Doğalgaz rezervinin ne kadar zaman içerisinde biteceğini tahmin edebiliriz ama enerji kaynaklarının ne kadar zaman içerisinde biteceğini asla bilemeyiz. Çünkü ne tür kaynakları enerji kaynağı olarak kullanacağımızı henüz bilemiyoruz.

İnsanoğlunun bilgiye dayalı imkânları arttıkça enerji kaynakları da artıyor.

Örneğin güneş, başlı başına bir enerji kaynağı. Şimdilik sınırlı bir şekilde kullanıyoruz. Ancak bilgi birikimimiz arttıkça daha nasıl kullanımı olacağını şimdiden bilemiyoruz.

Bir başka örnek, jeomanyetik alan!

Dünya’nın manyetik alanı, diğer adıyla jeomanyetik alan, Dünya’dan uzaya doğru uzanan manyetik alandır. Bu manyetik alan dünyanın dönüş hareketinden doğar. Bu dönüş, Dünya’nın içinde bulunan yüksek sıcaklıktaki demir alaşımlarının yaptığı harekettir. Bu da aslında büyük bir enerji alanıdır.

Bunu, günlük hayatımızda nasıl kullanacağımızı henüz bilmiyoruz. Bilgi ve teknoloji düzeyimiz artınca belki de nispeten sonsuz bir enerji kaynağına ulaşmış olacağız. Henüz bilemiyoruz.

Zaten biz insanlar, dünyada muazzam bir ateş topunun üzerinde yaşıyoruz. Yer üstünden yer küre çekirdeği arasındaki mesafe yaklaşık 6370 kilometredir. Yerkabuğu ise bunun yaklaşık 160’da biri kadardır yani 40 kilometredir.

Şöyle örneklendirebiliriz.

İri bir elma düşünün. Bunun da ince bir kabuğu olsun. İşte biz insanlar o ince kabuğun üzerinde yaşıyoruz. Kabuğun altı muazzam bir ateş topu ve aktif olarak yanıyor! İşte size bir başka enerji kaynağı. Henüz bundan da günlük hayatımızda nasıl istifade edeceğimizi bilmiyoruz.

Nimetlere bu açıdan baktığımızda ikili bir sunum görüyoruz.

Birincisi hâlihazırda bizlere hazır olarak sunulanlar. İkincisi de bilinç düzeyimiz arttıkça sunulacak olanlar.

İşte bizler bu ikincisini bilemiyoruz. Dolayısıyla da gezegenimizde bize sunulan nimetleri sayabilmemiz mümkün değildir. Adeta, sonsuz bir kaynak denizi içerisinde bulunuyoruz.

İşte tam bu noktada bir soru daha soralım.

İnsanın yaşaması yani vücudunun faaliyetleri sürdürebilmesi için en önemli kaynak nedir?

Bunun tereddütsüz bir cevabı vardır ve o da “güneş”tir. Bir an güneşin olmadığını düşünürsek yeryüzünde hayat diye bir şey kalmaz. Her şey yok olur. O halde insanın yaşaması için birincil veya ana kaynak güneştir.

Güneş ile insanın ilişkisi tek yönlüdür. Sadece almaktan ibarettir. Güneşin işleyişine ilişkin insanın herhangi bir katkısının olması söz konusu bile değildir. Güneş, işlevsel olarak ona sunulmuş en büyük nimettir. En büyük güzelliktir.

Peki, güneşten sonra ikincil olarak insanın yaşam kaynağı nedir?

Yine tereddütsüz bir şekilde “bitki örtüsüdür” diyebiliriz. Bitkiler fotosentez ile yani güneşten aldıkları ışınları depo ederek canlılıklarını sağlarlar. Bu açıdan baktığımızda bitkileri “doğal kapitalistler” olarak niteleyebiliriz. Bitkilerin canlılığından diğer birçok canlılar da hayat bulurlar. Yine tüm bunlarla insanın ilişkisi tek yönlüdür. İnsan kullanan veya tüketendir. Tüm bu nimetler insanın tüketimine sunulmuştur. İnsanın bu temel işleyişte herhangi bir fonksiyonu yoktur.

Benzer bir mantık ile “bilgi” de insana sunulan bir çeşit birikim yani kapitaldir. Bizler, bize sunulan bu birikmiş bilgiyi kullanırken zekâmızın dışında herhangi bir engel ile karşılaşmayız. Dolayısıyla buraya kadar olan işleyişi düşündüğümüzde, insanoğlunun kendisine sunulan bu doğal zenginlikleri, ulaşmış olduğu bilgi ve teknoloji seviyesine uygun olarak kullanmasını engelleyecek bir problem gözükmemektedir. Dünyanın doğal şartlarından kaynaklanan bir kısıtlama veya engel bulunmamaktadır.

Şimdi, iki soru daha soralım. Lakin bu soruların günümüz ekonomi mantığında cevabı aynıdır.

Birinci sorumuz; Günümüz dünya nimetlerini kolaylıkla tüketebilmemizi sağlayan araç nedir?

Cevap; paradır. Para ile satın alarak tüketimimizi gerçekleştiriyoruz.

İkinci sorumuz; Günümüz dünya nimetlerini kolaylıkla tüketebilmemizi engelleyen araç nedir?

Cevap; yine paradır. Para yok diye tüketimimizi gerçekleştiremiyoruz.

Demek ki burada paranın fonksiyonunu ve tanımını iyi düşünmemiz gerekir. Nimetlerin varlığı veya yokluğu, paranın varlığı veya yokluğunda temsil edilir olmuştur. Bu temsil aslında büyük bir illüzyondur. Çünkü para, bizim kendimizin tanımladığı, var ettiği veya yok ettiği bir şeydir. Her tarafımız nimetlerle dolup taşsa, paramız yoksa tüketecek bir şeyimiz yok diyebilen bir zihin yapısı içerisine sokulmuş durumdayız.

O halde içinde bulunduğumuz bu ekonomik illüzyondan kurtuluşun şifresi de paradan geçer. Özellikle de itibari paradan. Bunu anlamak, çözümün başlangıcını oluşturur.

Eğer bunu anlayabilirseniz, piyasadan size yaklaşık 50 milyar lira çektirten sihirli sözcükleri de bulabilirsiniz. 2020 yılının yazında piyasada yaklaşık 235 milyar lira para varken merkez bankası, kademe kademe parayı çekmiş ve zamanla 165 milyar liralara kadar düşürmüştür. Nimetler bol olmasına rağmen, o nimetleri zihnimizde temsil eden parayı kısıt haline getirmiştir. Bu bir nevi zihin kontrolüdür. Sihirdir.

Aksini söyleyebilmemiz için makul açıklamaların olması gerekir.
Biz bu zamana kadar merkez bankasından, makul açıklamalar duymadık!

Selam ve sevgilerimle
Prof. Dr. Mete Gündoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir