Hayvanların önemi

İnsanı insan yapan temel özelliklerinden biri doğaya uyumsuzluğu ve bu uyumsuzluğu tamamlayıcı becerisidir.

Aklı kullanması, zekâsı ve el becerileri, onun diğer canlılara üstünlüğünü ortaya çıkarmıştır. Zihniyle düşündüğünü, hayal ettiğini elleriyle var etmiştir. Allah; insana bir şeyi tasarlama, organize etme ve üretebilme yeteneği vermiştir. Bu gibi donanımlar, insanı diğer canlılardan ayıran özellikler olmuştur.

Bitkiler ve hayvanlar, belli şartlarda ve coğrafyada yaşayabilirler. Genellikle; iklimsel özellikler, doğaya dair bu tasnifin gerçekleşmesine neden olmuştur. Çevresel imkân ve faktörler onların yaşamına göre değil, onlar kendi ihtiyaçlarına göre dünyaya dağılmışlardır. Zaman zaman mekân savaşlarına girmişlerdir. Savaşı kazananlar günümüze kadar gelmiş, kaybedenler ise nesillerini sürdürememişlerdir. Görece birbirlerine karşı, av ve avcı rollerine bürünmüş, böylece aralarında dikey bir ilişki biçimi gelişmiştir. Bitkilerden beslenen böcekler, böceklerden beslenen kurbağa, kertenkele gibi sürüngenler, bunlardan beslenen yılanlar, yılanlardan beslenen yırtıcılar gibi hiyerarşik bir yapı oluşmuştur. Oluşan bu silsileye, canlıların doğal beslenme zinciri denir. Bu beslenme zincirinin alt tabakasında bulunanlar, üsttekilerden kalabalık olmak zorundadır. Aksi halde zincir kopar ve üstteki türlerin neslinin devamlılığı tehlikeye girer.

Tıpkı; bir piramit gibi, alt tabaka geniş, üst tabaka sayıca daha dar olmalıdır. Günümüzde, sosyoekonomik açıdan, insanlığın cari halde benimsediği paradigmanın da bu piramite benzediğini görüyoruz. İşte; insanlığın aşması gereken sorun, tam da burasıdır. İnsanlık, mümkün olduğunca kendini diğer türlerden ayırmalı ve refahı genele yayabilmelidir.

Canlıların neslinin tükenmesinin sebeplerinden en önemlisi, yeşil alanların yok edilmesinden kaynaklanmaktadır. Zira; yeşil alanlar bu zincirin en alt halkası olduğundan, yukarıya doğru uzayan, diğer canlıların nesli üzerinde olumsuz sonuçlar doğurur.

Hayvanların da; yeşil alanlar gibi sayılarının azalması ya da neslinin yok olması, insan hayatı ve sağlığı üzerinde olumsuz etkiler bırakacaktır.

Hayvanların, farklı tür ve çeşitlerinin insanlık açısından alternatif çalışmalara imkan oluşturmaları önemli bir potansiyel sunmaktadır. Özellikle; gelişen tıp ve uzay bilimi onlara olan ihtiyacı kaçınılmaz kılmıştır. Önceki yazımızda hayvanlar üzerinde uygulanan tıbbi çalışmalardan kısmen bahsetmiştik. Henüz gerçekleşmemiş bazı genetik çalışmaların hayvanlar üzerinde uygulandığını bilimsel birçok yayında görüyoruz. Bu bakımdan hayvan türlerinin geniş tutulması insanlık açısından faydalı olacaktır.

Sokak Hayvanları

Bazı ülkelerde sokak kedi ve sokak köpekleri büyük sorun olmaktadır. Bazı ülkelerde, de bu sorun kısmen ortadan kaldırılmıştır. Bazı ülkelerde ise böyle sorunlar olmaz. Ülkemizde bu mesele başlı başına bir sorundur.

İnsanın doğayla uyumsuzluğunun meydana getirdiği eko sistem, sokak hayvanlarının türemesinin dinamiği olmuştur. Sokak hayvanlarının yaşayacağı en uygun ortam sokaklardır. Bu hayvanlar, dağlarda, ormanlarda yaşayamazlar. Çöplüklerde, kasapların, lokantaların çevresinde ya da insanların tükettikleri yiyecek artıklarına ulaşabilecekleri her yer onların yaşam alanlarıdır. Dükkân ve evlerin önlerinde sevimli görünmeye çalışan bu hayvanlar genel olarak olumsuz tepkilerle karşılaştıklarından insanlardan korkar hale gelmişlerdir. Buna rağmen; insanlardan da vazgeçememektedir. Empati kurma açısından; kendimizi bir saatliğine sokak kedisi ya da bir sokak köpeği olarak düşünelim. Bu durumun ne kadar eziyetli bir şey olabileceğini tahmin edebiliyoruzdur.

Sokak hayvanlarının ıslahı konusunda çeşitli projeler geliştirilmiştir

Kafeste besleme şeklinde hayvan merkezleri oluşturulmuştur. Kısırlaştırılmaları için çalışmalar yapılmıştır. Ancak ideal olmayan durumlar da uygulanmıştır. Zehirleme, katletme yöntemleri de uygulanmıştır. Çoğu zaman kötü emellere alet olmuşlar, sırtlarından para kazanılmıştır. Maalesef; insancıl çalışmaların yeterli olmaması, onların insanlara verdiği olumsuz tepkilerden anlaşılmaktadır. Çünkü; onlar içgüdüleriyle hareket ederler. Onlarda kültür birikimi yoktur. Onlar, insanlar gibi yavrularına öğütler veremezler. Bu bakımdan insanlarla iç içe yaşama kaderindeki bu hayvanlar, insan zekâsına karşı bir savunma mekanizması geliştirememişlerdir. Özgürlükleri güvenlikleri ve beslenme olanakları tamamen insan vicdanına hapsedilmiştir.

Selam ve dua ile

Sadık USLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir