Korona Sosyolojisi

Topluma, dolayısıyla insanlara faydalı olmak faziletli ve örnek bir davranıştır ve insanı kıymetli kılan üstün bir haslettir.

Kendini toplumdan ayrıştırmış, beşeri ilişkilerini kesmiş biri, inancımıza göre ideal bir yaşam sürmemektedir. Sanıyorum, hiçbir inanç bu çeşit bir yaşam biçimini tasvip etmemektedir. Zira; fıtratımız da buna uygun değildir.

Maalesef içinde bulunduğumuz koşullar itibariyle, her birimiz ayrı ayrı bu sorunla karşı karşıyayız. Korona nedeniyle bir yanda sağlık, diğer yanda toplumsal hayatımızla karşılıklı bir tercih arasında sıkışıp kaldık. Sadece bireysel irademize yönelik tercih durumu, söz konusu değil, tabi. Zaman, zaman; yasaklar, kurallar, zorunluluklar vs. içinde bulunduğumuz açmazın daha da genişlemesine vesile oluyor.

Yeni dünyanın hazin kurgusu tüm hızıyla hafriyatını almaya devam ediyor. Korona ile başlayan süreç, üzerine eklenen insanlığı dönüştürme iddiasından zerre kadar taviz vermiyor. Her şey yolunda ilerlerken; gidişatı bir gereklilik olarak gören ülkeler ve halkları da talimatlara hazır şekilde, harfiyen uyuyor.  

İnsan sosyal bir varlıktır.

Karıncalar ve arılar gibi topyekun sosyal bir zekaya sahip olmasak da bu gidişatın hayatın normal akışına pek de uygun olmadığını görüyoruz. Birlikte karar verme konusunda, yeterince isabetli sonuçlar alamasak da; birbirimize muhtacız. Çok zorda kalırsak; zaruret halinde, yalnız da hayatta kalma ve kalan hayatımızı devam ettirme becerisine sahibiz.

Korona öncesi, sosyolojik açıdan güçlü bir pozisyon alamamış olmamız, salgına karşı da genel bir aksiyon geliştiremememize neden olmuştur. Yani sosyal hayatı yeterince sosyalleşerek yaşamadığımızın bir delili bu. Bugünlerde ise; daha yalnız, daha bireysele yönelik bir motivasyon içerisinde olduğumuzu görüyoruz. Akrabalık, komşuluk ve diğer sosyal örgülerimizle olan ilişkilerimiz neredeyse bitmiş durumda. Dahası; çekirdek aile içerisinde sıkışık, neredeyse her birey kendi odasında, kendi dünyasını inşa etme çabasında. Gerek; dünya sistemi, gerekse kamu otoritesi bu yönde gelişen süreci analize ihtiyaç duymadan desteklemeye devam ediyor. Tersine hiçbir gayretin olmadığını müşahede ediyoruz. 

Durumdan vazife çıkarma alışkanlığımız en büyük zaafımız ve başa gelen bu musibetlerin de suyu yönünde hareket etmemize neden oluyor. Bunlar mevcut dünya paradigmasının bize dayattıkları, doğru olduğuna inandırdığı ve uygulattığı davranışlardır. Günümüz medya, siyaset ve finans bileşiğinde sürüklenen birey ve toplum, bilincinde kendi doğrusunu üretme konusunda çamura saplanmış ve bundan çıkabilme aklını ortaya koyamamaktadır. Bu alışkanlıkların oluşturulma sürecindeyse; edilgen bekleyişin kurbanı olmuştur.

Korona ile hızlanan bireyselleşen hayatlarımız, toplumsal yaşam alanlarının tümünü değiştirecek görünüyor. Meslekler, ticari faaliyetler, eğitim sistemleri, medya ve kişisel bakıma kadar değişime uğruyor, dönüşüyor. Bireyin izole bir yaşam sürme zarureti, tercihe dönüşüyor. Daha az emek karşılığında daha kolay bir yaşam konsepti iyice oturuyor.

İnsanın, kılığı, kıyafeti, edebi, görgüsü, prestiji vs karşısındaki kişi ya da topluma olan saygısından ileri gelen davranışların olgunlaşmış halleriydi. Temsil, giyim, kuşam, kişisel bakım, tesettür vs bunun için vardı. Mesleki tercihlerin birçoğu bu doğrultuda gerçekleşiyordu. Topluma, insana, insanlığa hayra vesile olma nedenlerimiz gereğiydi. Tabi ki; mesleki tercihlerimiz ve sosyal faaliyet alanlarımız bitmiş değil. Korona sosyolojisiyle birlikte minimize hal almış, bir adım ötesindeyse; hedeflenen siber yaşam formuna geçişle birlikte, yok olma tehdidini hissettirmektedir.

Bu şartlar göz önünde bulundurulmalıdır. Makro ve mikro düzeyde sosyal planlamalar yapılmalıdır. Bilinçli ve vicdanlı Sosyologlara, toplum bilimcilere hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var. Siyasetin, siyasetçinin bugüne kadar alıkoyduğu, sosyoloji ve toplum bilimcilerin sahasını; artık, sosyal bilimcilerimize terk etmeleri mecburi hale gelmiştir. Bu zorunluluk, en az sağlık hizmetleri mesabesindedir.

Korona süreci ve sonraki dönemi, maddi ve manevi kazanımlarımız yönünde en az kayıpla geçirebilmek için radikal kararlar almak ve toplumu yeniden inşa etmek durumundayız.

Selam ile

Sadık USLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir