İktisat Hareketi bir kadro hareketidir. İnsanların istikameti ve bilgi birimi birikimi ile ilgilenir.

Ödeme alternatiflerini çoğaltmalıyız

Ekonominin temeli “ödemek”tir.

Her türlü ekonomik faaliyet, ödeme ile var olur. Ödeme ile tamam olur. Ödeyebilme gücünüz ne kadar yüksek ise ekonomik gücünüz de o kadar yüksektir. Günümüzde “ödeme”  deyince aklımıza hemen “para”  gelir. Para deyince de itibari paralar. Yani elimizde tuttuğumuz kâğıt paralar. Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bastığı banknotlar. Şimdilerde ise işler yavaş yavaş dijital paralara evriliyor.
Daha itibari parayı anlamamış bir topluma dijital paraları nasıl anlatacaksınız, tabi o da ayrı bir konu. 

Cuma namazı çıkışı koca çınarın altında Çanakkaleli İzzet Amca ile beraber çay içiyoruz.
Bayram çarşısı gibi sohbetimizde her konu var.

Bir ara konu çeyrek altın oldu. Malum, düğün dernek sünnet derken çeyrekten bahsetmemek olmaz. Altın fiyatları almış başını gitmiş. Çeyrek takan yok. 100 TL veya 200 TL takıp geçiyor millet. İzzet Amca eskiden insanların bu tür merasimlere sahip oldukları mallardan getirdiklerinden bahsetti. Yumurta, tavuk, koç ve duruma göre dana dahi getiren olurmuş. Süsleyip püsleyip hediye olarak getirirlermiş. Gençler çok şaşırınca İzzet Amca çıkıştı; “Eskiden para mı vardı. Herkesin nesi varsa ondan getirir katkıda bulunurdu”  dedi. 

Merak ettim ve sordum; “Amca sen hiç buğdayla bakkaldan alışveriş yaptın mı?” 

“Evet, hatırlıyorum” dedi ve devamla; “Annem bize küçük bez bir torbada buğday verirdi ve ‘Git bakkaldan şu kadar gaz yağı, şu kadar sabun, şu kadar yumurta filan al’ gel derdi. Biz alınacakları bakkala söylerdik. Bakkalın değişik kupaları vardı. Bizim buğdaydan bir kupa alır, karşılığında da mesela beş yumurta verirdi. Böyle böyle o kupaların ölçeğine göre buğdayımızı alır karşılığında istediklerimizi bize verirdi.” dedi…

Gençler oldukça şaşırdılar ve epey sorguladılar.

Derken sohbetimiz paraların çıkışına kadar uzandı. Çaylar geldikçe geldi ve koca çınarın dibindeki bayram sohbeti bir ekonomi dersine dönüştü. En sonunda en kral hareketi Berber Hasan yaptı. Çayların parasını cebinden çıkardığı çay markaları ile ödedi. Bu markalar 50 kuruş büyüklüğünde ve üzerinde çay ocağının adını yazan yuvarlak plastiklerdi. Tabi ben de fırsatı kaçırmadım ve cevabını daha önceden bildiğim soruyu Hasan’a;“Bu fişleri toplu olarak parayla mı aldın?” diye sordum. “Hayır” dedi Hasan; “Çaycıyı tıraş ettiğim zaman ödemeyi bu fişlerle alıyorum. Fişler bitene kadar da kullanıyorum.”

İşte size para !!

Parayı çay ocağı basmış. Esnaf arasında ödeme aracı olarak kullanıyor. Mal ve hizmetlerin mübadele aracı. Markayı burada, saç sakal tıraşı hizmetine mukabil birkaç bardak çay mübadelesi olarak görüyoruz. Şimdi hemen bu anlatımı dudak bükerek ve bıyık altından tebessüm ederek karşılayanlara şunu hatırlatalım. Ballandıra ballandıra anlatılan dev transatlantik gemilerin seyrü seferinin özü, suyun kaldırma kuvvetidir. Onu görmek için de okyanusa gitmenize gerek yok. Hamamda yıkanırken elinizdeki tasa farklı bir açıdan bakmanız yeterlidir.

Evet, bayramda yaşadığım bu örneği çok daha detaylı olarak kurgulayabilirim.

Ancak meselenin özünü ifade etmek için bu kadarlık anlatımın yeterli olduğunu düşünüyorum. İtibari paralar ile gerçek paralar arasındaki iltisakı unuttuğumuzdan bu yana başımıza gelmedik ceza kalmadı. Olayın özünü unuttuk kabuğunu kutsuyoruz.


Gerçek paralar nedir?

Altın, gümüş gibi değeri kendinden menkul kıymetli metallerdir. Buğday, arpa, pirinç, hurma, tuz gibi kullanım ömrü uzun ve küçük parçalara ayrılabilen tüketim mallarıdır. Yöreye göre değişebilir.


İtibari paralar nedir?

İşte bu gerçek paraları temsil ettiğine inandığımız kâğıt paralardır. Genel olarak bunların cümlesine kayıt paralar da diyebiliriz. Kısacası itibari paralar kayıt paralardır.


Zamanla bunların türevleri de oluştu!

Peki, onlar nedir? 

Onlar da bu itibari paraları veya itibari paraların bazılarını temsil ettiğine inandığımız veya inandırıldığımız paralardır. Zamanla bunların da türevleri oluştu.

Peki, onlar nedir?

Onlar da malum itibari paraları temsil ettiğine inandığımız paraları temsil ettiğine inandığımız paralardır. İşte bu böyle matruşka gibi aldı başını gitti. Şimdi öyle bir noktaya ulaştı ki öz ile kabuk arasındaki ilişkiyi tamamen unuttuk.

Para varsa her şey var, para yoksa hiçbir şey yok noktasındayız. 

Hâlbuki işin özü mal ve hizmetlerin dolaşımıdır. Mal ve hizmetlerin dolaşımını temin edecek her araç paradır. Bugün para yok diye neredeyse ekonomimiz durma veya türev itibari paralara teslim olma noktasına geldi. 


Peki, daha da farklı mal paralar olabilir mi?

Elbette olabilir… Geçmişte nasıl arpa, buğday, tuz, hurma aynı zamanda ölçü aracı olarak kullanıldılarsa, günümüzde de farklı mallar ölçü aracı olarak kullanılabilir. Örneğin ülkemizde büyük miktarlarda üretilen ve nispeten uzun zamanda saklanabilen ürünler vardır. Bunlara zeytin, incir, buğday, arpa, fıstık, kayısı, çay, fındık vb. gibi zirai malları örnek verebiliriz. Para otoritesi veya para otoritesinin kontrolünde oluşturulacak kurumlar vasıtasıyla bunların birbiri arasındaki çapraz değerleri tespit edilebilir. Bu takdirde yeni mal paralar da üretilmiş olur. Bunlara zirai paralar ya da Ziraat Parası diyebiliriz.

Altın, gümüş veya kayıt paraların olmadığı yerlerde ziraat paraları mal ve hizmetlerin devinimini temin etmeye devam ederler. Zaten önemli olan da budur. Ziraat paralarının bir kısmını kağıt para gibi de tedavül ettirmek mümkündür. Tabi paraları tanımlamak nispeten kolaydır. Asıl olan ölçünün korunabilmesidir.

İşte nitelikli matematiksel çalışmalar da burada başlar.
Biz henüz zihin olarak bile olsa bu noktalara gelebilmiş değiliz.

İnşallah geliriz.

Prof. Dr. Mete Gündoğan

Bu makaleyi Independent Türkçe için yazdım…

Bir cevap yazın