Ön yargı ve insan üzerine…

Dünyada hiçbir kimse yoktur ki, ön yargısız olmasın.

İnsanlar, yaşamları boyunca içinde bulunduğu tabiatı tanıma değerlendirme ve alt etme mücadelesi verdiler. Gördükleri bazı şeylere güzel, bazılarına ise kötü dediler. Neye göre iyi, neye göre kötü olduğu kararını; bazen, o şeyin verdiği faydaya, bazen estetiğine göre vermiştir. Ön yargının kökleri tercihlerimiz üzerinden atılmıştır ve yüzeyseldir. Yüzeysellik, anlam ve olgu derinliğine varmadan kısa yoldan karar almanın bir sonucu ve sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Örneğin; bir kelebek, her zaman güzel olmuştur. Bir tırtıl ise sürekli itici, olumsuz tarafta kalmıştır. İnsanın, bedeni ve zihni ergonomisi böyle maalesef. İnsan, yaratıldığından bu yana yeryüzündeki canlıların çoğuyla etkileşim içerisinde olmuştur. Bu etkileşim süreci, insana diğer canlı türlerle simbiyotik deneyim, mesafeli yaşama ya da reddetme eğilimi kazandırmıştır. Dolayısıyla insanın, kısa yoldan karar verme kabiliyeti doğru yönetilemediğinde ön yargının çarpanı hâline gelecektir.

Öyleyse kötü olarak algılanan tırtıl, evre değiştirip kelebeğe dönüştüğünde geçmişi unutacak mıyız?

İnsanlığın şekilciliğe verdiği değer, bu örnekle daha net bir şekilde göze çarpmıştır.

Şâşâ, kaliteyi gölgede mi bırakıyor?

İyilik ve kötülüğün neden ya da nereden kaynaklandığı gerçeğinin çoğu zaman önemsenmediğini görüyor, yaşıyoruz. Koskoca hayatlar bu düsturla akıyor.

Kendi fıtratında iyi olan bir karasinekle, kötü roldeki bir uğurböceği arasındaki tercih, muhtemelen uğur böceği üzerinde takdir görecektir. Bu çizgi anime bakış ile verdiğimiz örnekleme konunun anlaşılmasını güçlendirme amacını güttüğünden hayal dünyamızdan destek almamız açısından önemlidir. Tabii ki bu gibi yaklaşımlar, hikaye, roman, çizgi film ve animasyon yazarları tarafından da kullanmıştır. “Çirkin Ördek Yavrusu” isimli hikayede aynı ön yargı çok belirgin biçimde işlenmiştir. Keza; “Notr Dame’nin Kamburu” romanında ön yargı tavan yapmış, çirkin ve güzel, cehalet ve bilgelik gibi karşıtlıklarla insanlığın iç dünyasında yaşadığı uçurum anlatılmıştır. Öncelikle, görünümün ön yargı üzerinde birinci derecede etkili olduğunu görüyoruz.

İnsan da diğer birçok canlı gibi seçici bir yapıdadır.

Bu seçicilik, onun gerçekten değerli olduğunun da ifadesi gibidir. Elbette insan değerlidir. Çünkü; insan, her zaman en iyisini ister. Ancak; ona ulaşıp ulaşamaması, çabasına ve diğer fonksiyonlarına bağlıdır. İstemek kadar, istediğine ulaşma motivasyonu da ayrı hüner gerektirir. Burada insanın kendi potansiyelini zorlaması ve becerisini ortaya koyma ihtiyacı doğmaktadır. Zaten mutluluk denilen şeye ulaşmak, satır aralarındaki bu gibi sırların keşfi ile mümkündür. İnsanın doğuştan sahip olduğu değeri, azami düzeyde koruyabilmesi kendini mutlu hissetme hâliyle ilgilidir. Kendisiyle barışık, özgüveninin devamında yapıcı oluşu ve paylaşımcı davranışları da insanı yüceltir.

Pekala; mutlak mutluluk var mıdır?

Böyle bir sorunun cevabının kişisel olduğunu söylemek mümkündür. Bu sorunun cevabını verecek insanın, nasıl yaşadığı, neler gördüğü, inançları, korkuları, hevesleri, kendine bakışı vs önemlidir. Ayrıca; insanın arzularının, yaşama sebebine göre şekilleneceğini söyleyebiliriz. Bu başlıkları detaylandırarak birbirine benzer cevaplar bulabiliriz. insanların yaklaşımları tıpkı parmak izleri gibidir.

Cevaplar ise, birbirine benzer olsa da; içlerinde yaşattıkları duygular farklıdır.

Selam ve dua ile

Sadık USLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir