İktisat Hareketi bir kadro hareketidir. İnsanların istikameti ve bilgi birimi birikimi ile ilgilenir.

Medya ve siber teoloji

Medya öncesi ev hali

Televizyon öncesi dönem, medyanın aile hayatımızı fazlaca etkilemediği dönemlerdi. Özellikle; Anadolu köylerinde elektrik bile yoktu. Aydınlatma; el fenerleriyle, gaz lambalarıyla, çıralarla sağlanıyordu. Havanın kararmasından kısa süre sonra yatılır, sabah gün ışımadan kalkılırdı. Günün ışımasına şahit olunurdu. Gündüzleri bütün işler yapılır, güneşin aydınlığı en verimli şekilde değerlendirilirdi. Dolayısıyla; Aile hayatını olumsuz yönde etkileyecek hiçbir medya faaliyetiyle muhatap olunmazdı.

Evlerimizi kendimiz inşa ederdik. Yatak odalarının ebatları, banyo küvetinin, tuvalet taşının yönüne kadar belli bir hassasiyet gözetilirdi. Yönünün kıble istikametinde olmamasına dikkat edilirdi. Eşyaların diziliminde de aynı hassasiyet gözetilirdi.

Pencerelerin avluya açılmasından, sofadaki sohbetlere, banyo günlerine kadar insicamlı, belirli bir rutin vardı. Aile fertleri dede, nene, anne, baba, çocuk, torun vs bir aradaydılar. Nesiller arası mesajlar, anlam bozulmadan sağlıklı bir şekilde aktarılabiliyordu. Dahası, her evin, bir kedisi, köpeği, büyükbaş hayvanı, bineği, koyunu, kuzusu vardı. İnsanlar, hem alt ve üst nesilleriyle, hem de hayvanlarıyla birlikte yaşıyor, zaman geçirebiliyorlardı. Aile bilinci günümüze nazaran daha donatılı, aidiyet hisleri güçlüydü.

Televizyonun yaşam tarzına etkisi

Özellikle; Televizyon tüketiminin arttığı 1980 yılı sonrası dönemde bu yapı yara aldı. Televizyonların evlere girmesiyle, odaların kurulum planı değişti. Öyle ki; eşyaların odalara yerleştirilmesi TV cihazının konumuna göre belirlenir oldu. Herhangi bir salon, oturma odası döşenirken ilk yerleştirilen eşya, hiç şüphesiz Televizyon cihazı oluyor, onun çevresinde koltuklar, çekyatlar, masalar pozisyon alıyordu. Televizyonun evlere girmesiyle birlikte medya, aileleri biçimlendirme mesaisine başlamıştı. Televizyonlar, evin kıblesi haline gelmişti. Her an medyayla karşı karşıyaydık ve vermek istediği mesajları zihinlerimize vura vura dikte ediyordu.

Siber Teoloji

Televizyondan günümüzün dijital cihazlarına gelene dek çok zaman geçti. Ve oldukça çeşitli medya cihazlarıyla haşır neşir olduk. Cep telefonları, oyun cihazları, bilgisayarlar, led tvler, sanal gerçeklikler, internet vs. Oldukça zengin bir medya katmanı ile her an, neredeyse; her bilgiye ulaşma imkanına sahibiz. Hayatımızın her anını ayırdığımız bu etkileşim süreci adeta nefes alıp vermek değerinde bedenimize sirayet etti.

Tarımsal yaşam biçiminin hakim olduğu dönemlerin kutsalları gibi, dijital çağın da kutsalları oluşuyor. Ekip biçmenin, çalışmanın, alın terinin, ekmeğin yüceltildiği bir dönem yerini neye bırakacak? Ekmek kırıntılarını dökmekten imtina eden, üzerine basmaktan ödü kopan bir nesil; aynı hassasiyeti elinden kayan telefonun yere düşmesinde duyuyor artık. Zihnimizin aynı bölgesinde benzer acıları hisseder olduk.

İnsanların yüreği ağzına geliyor. Aman dikkat! Telefonu yere düşürme. Farklı bir fazda, çok günah olabileceği hissi gelişmeye başladı bile. Velhasıl; bir zamanların ekin toplumu, teneke toplumuna dönüşmek üzere.

Medeniyetler, din ve para argümanları ile girift bir etkileşimdedir. Dijital Medeniyet propagandaları, parayı bu yönde dönüştürdüğü gibi inançları da dönüştürme iddiasını, bilinçaltlarına kazımayı da başarmış görünüyor.

Bu denli, düşüp kırılmasından korkulan bu cihazlar ne işe yarıyordu? Elbette; bu cihazlar sayesinde sosyal medyada var olabiliyoruz. Sosyal medyada var olabilmenin kutsiyetinden yoksun kalmak; bizlere, zihinsel olarak acı verici geliyordu. Sosyal medyada var olmak, her birey için, neredeyse bir devlet mesabesindeydi.

Velhasılı Kelam;
Yeni medya; Donald Trump’un twitter hesabının kapatılmasından, Devlet Bahçeli ve Süleyman Soylu’nun hesaplarının kısıtlanmasına kadar; algoritmalardan kadim dinlere karşıt, yeni siber otorite/din üreteceğinin manifestosunu, tüm dünyaya okutuyor.

Sadık USLU