İktisat Hareketi bir kadro hareketidir. İnsanların istikameti ve bilgi birimi birikimi ile ilgilenir.

Vade Farkı, ‘Borca Dayalı Para Sistemi’nin Sonucudur

Başlıktaki ‘Borca Dayalı Para Sistemi’ tanımlaması mevcut finansal sistemin borç olarak başlatıldığı ve tüm dünyayı borçlandırma istikametindeki bu anlayış insanlığı, finans argümanlar üzerinden dizayn edecek konumlandırma, amaç ve yöntemlerini içerir.

Önceki “kuantum, yapay zeka ve ilahiyatçılara göre vade farkı faiz mi?” baslıklı yazımızda Vade Farkı konusunu farklı bir bakış açısıyla işlemiştik. Vade farkının çok açıdan faiz türevi olduğu apaçık ortada olmasına karşın, caiz olduğu yönündeki kabulün, günümüz Müslümanlarınca kanıksanması da bir o kadar üzücü.

Vade farkına, “caizdir/uygundur” fetvası veren, sözde Müslüman akademisyenlerinin ve ekonomistlerinin finansçı tarafının ağır bastığı düşünülebilir. Bir hususun câizliği/uygunluğu konusunda, helal  ya da haram yönlü ağırlık dengesinin mukayesesinin de bir metodolojisi vardır. Öncelikler vardır. Yani meselenin önce doğru bir temele yerleştirilmesi, çıkış noktasının göz önünde bulundurulması gerekir. Bir yaratılış, başlangıç ve istikamet vardır. Doğru istikametin kurulması, bu istikametin zamansal bir çizgisi ve menzili vardır. Bu çizginin, kişinin yaşamı ile çakışıp çakışmama halinden, çağın şart ve gereklerine oryante edilme gibi hastalıklardan ne derece arındırılmış olduğu da önemlidir.

Velhasıl, öncelikler önemlidir. Biz, yine de konuya kestirmeden “elbette faizdir” deyip, geçmek istemiyoruz. Konunun etraflıca incelenerek, her açıdan analize tabi tutma ihtiyacı hissediyoruz. Doğru bir neticede buluşmak, hep birlikte mutmain olmak düşüncesi ve halisane bir çabayla gerçeği ortaya koyma derdindeyiz. Bu bakımdan meselenin doğru kavranmasında, hayati derecede faydalar vardır.

Vade farkı, ismi gibi vadeden türeyen bir farkın varlığını işaret eder.

Vade, yani bir borcun başlangıç anından, ödenme anının arasında geçen zamanın, ek bir fark olarak, o borca ekletilmesi anlamına gelir. Borcun ödenme süresi içindeki zamanın, borca konu olan mal ya da hizmetten istifade etme, yani “erken sahiplenme/faydalanma” bedelidir. Aynı zamanda doğmamış vaktin de fiyatlamasıdır.

Meselelere; hep olumlu tarafından bakarak; oldu bittiye getirmiş olmayalım. Tersinden de bakalım. Vadeye konu olan mal ve hizmetin ödeme zamanı geldiği halde, borcun ifası gerçekleşmez ise ne olacak?

Aradan geçen süreye, erken sahiplenme bedeli olarak bir fiyat biçilmişti hani. Bu durumda borcun uzadığı her an, doğal olarak vade farkının da artması anlamına gelecektir. Oysa, alış verişin başladığı ilk an, satıcı ve alıcı malın fiyatını birlikte belirlemişlerdi. Vadeli yapacakları alış verişlerinde mutabık kalmışlardı. Borcun vadesinde ödenememesi durumunda, muhtemelen bu mutabakat bozulacak, yeni maliyetler de gündeme gelecektir.

Eklenen yeni maliyetin ederini kimin, nasıl belirleneceğinin bir garantisi var mı? Zira; satış işlemi henüz gerçekleşmediği için, ilk belirlenen vadeli fiyatta bir mutabakattan bahsedilebilir, diyelim. Ya sonra… Alan, aldı; satan sattı. Mal ya da hizmetin iade olma ihtimali de kalmadı. Farklı bir çok faktörler de olabilir.

Konuya; sadece finansal sistemin rızası göz önünde bulundurularak bakılmamalı.

Tasarrufunda bulunduğumuz her eylemin başlangıç usul ve yönetimi önemlidir. Nasıl ki; her işin iktisadi (koruyucu) bir yönü vardır. Koruyucu hekimlik, psikolojik destek, proaktif düşünce, stratejik adım gibi…
Asıl iktisat budur. Ticaret de böyledir, böyle olmalıdır. Alıcı ve satıcıyı, borçlu ve alacaklıyı kollayan bir anlayışın kavrayıcılığını, nasıl göz ardı edebiliriz. Allah (cc)’nin tüm insanlığa denk olabilecek şekilde dağıttığı rızkın paylaşımında ilkesel bir anlayışı hakim kılmak, her müminin asli görevi olmalıdır. Hele ki; alim, ulema ve uzmanlarımız, profesörlerimiz, ilahiyatçılarımız bu konuda en ön saflarda yer almalıdırlar.

Bir işe başlamak, istikamet belirlemek ve o istikamette seyir halinde kalabilmek, sürecin en doğru biçimde işletilmesine bağlıdır. 

Sadık USLU

Bir cevap yazın