Sadık Uslu: “Yeni Bretton Woods beklemeyin”

II. Dünya Savaşı sırasında, ABD’nin küçük bir kasabası olan Bretton Woods’ta Birleşmiş Milletler Para ve finans Konferansı’yla, mevcut küresel finans sistemi kurulmuştur. (Temmuz 1944)

Konferansa 44 ülke temsilcisi katılmıştır. Romanya dışında sosyalist ülkeler, fona üye olmamış ve sistem dışında kalmışlardır. 1930 yılında çıkan ekonomik buhran ve sonrası II. Dünya Savaşı ile ülkelerin ekonomileri çökmüştür. Savaşın küresel boyutta genişlemesi, genel bir istikrarsızlığa neden olmuş, ülkeler arası ticaretler de yapılamaz hale gelmiştir. Eski düzenin yeniden tesisi için barış, işgücü ve sermaye gerekiyordu.

Bretton Woods Konferansı sonrasında bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu kuruldu. 1946 yılında fonlama faaliyetlerine başlayan sistem, devletleri borçlandırmaya başlamıştır. ABD kontrolünde, yapılan fonlamalar ile ulus devletler finansal ve ekonomik olarak dizayn edilmeye başlamıştır. Zira; savaş sonrası hiçbir ülke tek başına kendini kalkındırabilecek bir durumda değildi.

Bretton Woods Konferansı’nın öncüleri; ABD adına ekonomist Harry Dexter White, İngiltere adına ise John Maynar Keynes’tir. Bu isimlerin önerileri doğrultusunda; yeni kurulacak sistemde, altına dönüştürülebilen tek para birimi, Dolar olarak kabul ediliyordu. Diğer ulusların paralarının değeri ise Dolar’a göre belirlenecekti.

Buraya kadar, Bretton Woods Sistemi’nin kurulmasını gerektiren özelliklere bakıldığında birkaç hususun öne çıktığını görüyoruz.

a)  Küresel çapta etkileşim, savaş ve yıkım: 1789 Fransız İhtilali sonrası zayıflayan imparatorluklar, art arda gerçekleşen Dünya Savaşları ile parçalanma sürecine girdiler. Tüm devletler savaşın etkisiyle, sosyal ve ekonomik yıkıma uğramıştır. Toplumlar sefalet içerisinde hayatlarını sürdürmek zorunda kalmıştır. İnsanların yaşadığı bu ağır şartlar karşısında, devletler aciz düşmüştür.

b)  Finansal kural koyma: Savaşın galibi olan devletler, ABD ve İngiltere öncülüğünde istedikleri finansal kuralı koymuşlar, diğer ülkeleri parasal olarak kendilerine mahkum etmişlerdir.

c) Kağıt Paraların kullanımı: Para sistemi, altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerin dolaşımıyla değil, kağıt paralar üzerinden sağlanacaktı. Böylece; finansman ihtiyacı emperyalist politikaların yaygınlaşmasına neden olacaktı. Bir yandan Avrupa, yeniden inşa edilirken, diğer yandan finansal istihbarat faaliyetlerinin de önü açılıyordu.

d) Borca dayalı sisteme geçiş: Savaş sonrası inşasına başlanan ülkelerin kontrol edilebilmeleri, borçlandırma politikalarıyla süreklilik kazanmıştır. Borca Dayalı olarak sürdürülen sistem, ülkelerin iç ve dış politikalarında baskı unsuru olarak kullanılmıştır. Ülkelerin; eğitim, kültür, adalet, hazine ve maliye dahil, iç ve dış tüm politikaları borç ve faiz baskısı ile belirlenmeye başlamıştı. Zayıf ülkelere musallat edilen terör faaliyetleri de bu yolla daha kolay finanse edilebilecekti.

e ) Bankacılık sistemi, dünyaya hakim oldu: Artık; emperyal devletler sisteme tam hakim olmayacaktı. Tüm devletler, bir araya gelerek konsensüs oluşturdular. İnisiyatifi Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’na verdiler. Bir anlamda, bankacılık sistemini yetkilendirdiler. Böylece; tüm devletler, sisteme biat ederek borçlanmaya başladılar.

Bretton Woods sistemi, başta ABD olmak üzere, bazı emperyal ülkelere avantaj sağlamıştı. Ancak; diğer emperyal ülkeler bunun meyvesinden yeteri kadar istifade edemediler.

Pandeminin dünyayı olumsuz olarak etkilemesi, II. Dünya Savaşı’na benzer bir şekilde ilerliyor. Dünya savaşlarında olduğu gibi ekonomiler yine zayıflıyor. Mevcut finansal yapı çöküyor. Ülkeler borç içerisindeler. Hükümetlerin, insanların zaruretlerini gidermek için yoğun kaynak arayışında olduklarını görüyoruz.

Hükümetler, Merkez Bankaları ve Büyük Şirketler finansal sorunların çözümüne yönelik arayış içerisindeler. Dünya Bankası, IMF ve Merkez Bankaları, son yirmi yılda basamadıkları paraları, sadece bir yılda bastılar. Dahası; dijital para furyası ve diğer finans türevleriyle yapılan fonlamalar hızla devam ediyor. Bazı ülkelerin Merkez Bankaları dijital paraları gündemlerine aldılar. Birçok şirket kendi kripto parasını çıkaracağını ilan ediyor. Kendi ürününü, kendi parasıyla pazarlama düşüncesi, ayrı bir strateji olarak kabul görüyor. İnternet sayfalarında yayımlanan genç zenginlerin hikayeleriyle, toplum yeni paralara ikna edilmeye çalışılıyor. İçinde bulunduğumuz pandemi süreci, tüm ekonomiyi baltalamaya devam ediyor. İşsizlik her geçen gün artıyor. Sosyal ve ekonomik zorluklar ve yaşamsal tehditlerle dolu pandemi atmosferi, insanların çözüm arayışları üzerinde de baskılar oluşturuyor. Sonuç olarak, sunulan her tür para türevi, toplumca incelenmeye değer görülüyor.

Yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen, iyi bir çıkış beklentisi hep vardır. İnsanlar, kurgu halinde; tıpkı, yukarıdaki şartlara benzer, güncellenmiş yeni belaları umut olarak görmeye devam ediyorlar. Tüm dünyayı saran pandemi, teknolojiye bağımlı kripto kurallar, borç, israf sistemi ve sanal paraların kullanılması üzerine tartışmalar devam ediyor. İçinde bulunduğumuz finansal sürecin gidişatını, yaşama tutunabilme adına önümüze konulan dayatmalar olarak okuyabiliriz. Bu sürecin belli bir kutbu görünmüyor. Ya da yeterince net değil. ABD, Çin, Rusya vs… Hiç biri yerküreye tam olarak hakim değil. Bu belirsiz durum konferansın da konseptini değiştiriyor. Kimse, kimsenin parasını kabullenmek istemiyor. Her şey çok canlı yaşanıyor. Yeni finans sisteminin kodlarını küresel bazda, hep birlikte tartışıyoruz. Merkez Bankaları, hükümetler, şirketler, dini kurumlar, bankalar, teknoloji firmaları, ABD, Çin, FED ve herkes.

Kimse yeni bir Bretton Woods beklemesin. Herkes bir aktör, herkes bir faktör.

Zira; konferansın tam ortasındayız.

Sadık USLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir